25/4/2008 - Profesör Erkan Topuz’dan Acil Kanserojen Uyarılar!
Profesör Topuz’dan acil kanserojen uyarılar!
İstanbul
Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz,
çarpıcı açıklamalar yaptı! "2020'de dünyada 20 milyon insanın kanser
olacak" diyen Prof. Topuz, yiyeceklerden, temizlik malzemelerine kadar
bir çok üründeki kanser tehlikesine dikkat çekti ve önemli uyarılarda
bulundu.

İşte Prof. Dr. Erkan Topuz’un açıklamaları:
-Yeni
arabalarda çok güzel kokular vardır. İşte kanserojen! Çünkü arabaların
içindeki tüm o plastikleri yapıştırmak için kullanılan yapıştırıcıların
hepsi kanserojendir.
Tabiatta o kadar güzel yapıştırıcılar
vardır ki... Mesela ipek böceklerinin salgısından elde edilen zamkın
gücü başka hiç birşeyde yok. Midyeler, denizdeki demirle birleşerek
taşa yapışıyor ve onu kopartamıyorsunuz. Korkunç bir yapıştırıcı gücü
var. işte dünya yavaş yavaş bunlara dönmeli...
-Kuru temizleme işleminden geçen giysilerin üzerinde kanserojen madde kalıntıları vardır.
-İşyerlerinde
bilgisayarlar açık, belki oda da televizyon var ve o da açık, cep
telefonları da tabii yanımızda... Radyasyonlu ortamları havalandırmak
gerekir. Cep telefonlarıyla 30 saniyeden fazla konuşmak, 10 yıl sonra
beyin tümörlerinin 2 katına çıkmasına neden olmakta. Cep telefonlarını
kulaklıkla kullanalım. Nispeten daha koruyucu bir etkisi var.
Bilgisayarlarımızı gerekmedikçe açık bırakmayalım. Televizyonları 6-7
metre uzaktan izleyelim.
-Baz istasyonlarına aşağı yukarı 1
kilometre uzaklıkta oturmamız gerekir. Bir de ayriyeten Amerika’da yeni
çıkan yasa ile cep telefonlarını kuvvetlendirici yerler var. Onların da
okullara 500 metreden yakın olmaması gerekiyor. Yeni yapılan bir
çalışmada (2005 yılı Amerika’da) otobana yakın oturanlarda özellikle
çocuklarda kanser ve lösemi riskinin 5 kart arttığı görülmüş.
Arabalardan yayılan mazot ve kurşun atıklarından dolayı.
-Çalışan
insanların çoğunluğu öğle tatillerinde fastfood yiyorlar. Yanında bir
gazlı içecek var. Tabi bunların içinde şeker var. Şeker kanserin en
önemli dostudur. Fastfooddaki et kırmızı et ve yanmış. Bunun içinde bir
yığın katkı maddesi var. Yanında ise hiç hiç sebze yok.
-Sodayı da aşırı tüketmeyelim. Radyasyon var çünkü içinde. 1-2 tanenin zararı yok ama aşırı miktarda tüketmeyelim.
-Sert
içkilere karşıyız. Votka, rakı gibi. Çünkü miğde, ağız, diş ve mesane
kanseri yapıyor. Günde 2 bardak şarap içen kadınlarda meme kanseri
riskinin 3-4 kat arttığı görülmüştür. Ama bu çok yanlış anlaşılmasın,
şarapçılar iflas eder. Şarapların içinde de pestisit var. Çünkü bunlara
organik gübre atabiliyorlar. Organik şarap içebilirler. Kaliteli
yetiştirene karşı değilim, ama üzümler aşırı büyük olsun diye çok aşırı
gübreleniyor.
-Zeytinciler de bunu yapıyorlarmış. Zeytinler iyi olsun diye 5 kat fazla gübre atıyorlarmış.
-Yapraklı
olan yiyecekleri lahana, kıvırcık, marul gibi sebzelerin ilk 4
yaprağını atalım. Çünkü istediğiniz kadar yıkayın, organik bile olsa
pestisiti uzaklaştırmanız mümkün değildir.
-Lahana veya
haplarını tüketin. Kırmızı turp, lahana, karnıbahar ve brokoliyi
haftada 2 kez tüketirseniz hipotriodi yapabilir. O yüzden genellikle
buharda pişirin ve öyle tüketin.
Organik nedir?
-Doğrudan
doğruya pestisit atılmamış yani tabi toprakta yetişen, zirai mücadele
ilacı kullanılmamış, organik gübre genellikle kullanılmış yiyecekler.
Organik gübre de çok önemli. Amerika’da organik gübreye bile
bakıyorlar. Çünkü o gübrenin alındığı hayvan da pestisit almış
olabiliyor. Bu çok ince bir çizgi.
-Dünyanın en iyi organiklerinde bile yine 3-5 tane pestisit bulunmuş.
-Hakiki
organik, Tarım Bakanlığı’nın tasdiki olanlarını almak zorundayız, yani
artık buna inanmak zorundayız. Ama onun dışındakilere de çok dikkat
etmemiz gerekiyor.
Organik ürünün ne faydası var?
Organiklerde
salvastrol denen bir madde var. Mesela kırmızı turp kendisini
haşarelerden, böceklerden ve etrafında kendisini rahatsız edebilecek
zararlı mahsullerden koruyor ve bunun için de salvastrol denilen
maddeyi salgılıyor. Doğal bir savunma. Ama maalesef inorganik
yetiştirilen ürünlerin salvastrol üretmesine gerek kalmıyor. İşte biz
organik olanı aldığımız zaman salvastrol ümmün (bağışıklık) sistemimizi
güçlendiriyor, kanserden koruyor, kolestrol seviyesini düzenliyor vs...
-Çocuklar patates kızartmasını çok seviyorlar. Onların keyfini kaçırmayalım. İlk yağda, temiz bir yağda biraz kızartılabilir.
-Çocuklara balık terbiyesi verelim.
Neden kuzu eti?
-Ben
kırmızı et için sadece kuzu etini önerdiğimde bir öğretim üyesi çıktı
"Ankara’da kuzu kalmadı" dedi. Kuzuyu önermemin nedeni şu: Gariban
doğduktan sonra hiç bir zaman tarlaya salınmıyor. Çünkü tarlaya
salındığı zaman pestisitleri otluyor hayvan. Onun dışında biz ineklere
80 kilo süt versin diye büyüme faktörü veriyoruz. Bu gidip adalesinde
birikiyor. Büyüme faktörü vücudunda kanına giriyor, kanıyla adaleye ve
sütüne geçiyor. Hormon bu, ve kanserojendir. Vücuda girdiği zaman
insülin oranını yükseltiyor ve insülinin inip çıkması da glikozu
tetikliyor. Yani üç yönden kanserojen oranı tetikleniyor.
İnsanları aydınlatmak zorundayım
Bunlara
rağmen, maalesef bana bir öğretim üyesi de bunu söylüyor. Ben de dedim
ki: "Eğer siz istiyorsanız diğerlerini de yiyebilirsiniz ama ben
insanların yüzde 90’ı benim ağzımın içine bakıyor. Onları aydınlatmak
zorundayım. Sağolsun, Uğur Dündar ile biz bu işe soyunduk. Siz ne
derseniz deyin biz bu işin peşindeyiz".
Genellikle bütün
Amerika’daki büyük şirketler -Türkiye’de tabi buna bir yerde yakın-biz
böyle bir şeyler söylediğimiz zaman hemen bir bilimsel kurul
kuruyorlar. ’Bunlar satın alındı’ demiyorum, iftira etmiyorum
hocalarımıza ama bunlar hemen bir çalışma başlattırıyorlar, belli
büyüklükte bir fon alarak. "Bu fonun sonucunu bekliyoruz efendim, bu
nasıl olur?" diyorlar. Bu sürüyor 3-4 sene. O süre içinde de köşenin
köşesini dönüyorlar. Bu arada da bir sonuç çıkmıyor bundan zaten.
Gerçekleri açıklayanları tehdit ediyorlar
-Bizim
gibi yeşilci olanları, dernekleri mahkemeye veriyorlar, tehdit
ediyorlar. Ben de alıyorum bu tehditleri. Tehdit ediyorlar ve bunun
dışında milyonlarca dolarlık tazminatlarla gözünüzü korkutmaya
çalışıyorlar ve karşı lobiler kuruyorlar. Çünkü işte ’Dünya aç kalacak,
dünya yok olacak, eğer biz bu tarım mahsullerini üretmezsek, bu
kimyasalları yok ediyorlar ama biz bunları dolaylı olarak ortaya
çıkartıyoruz, besin değerlerinin içine söylediğiniz bitkilere enjekte
ediyoruz vs..’ diyorlar.
-Domatesin çekirdeği yok. Tohum
vermiyor. Büyük tröstler Türkiye’ye satıyor belli miktarda. Onu
çoğaltamıyorsunuz çünkü içinde tohum yok. Bunu en çok satan İsrail’dir.
Onlar bize tohum yollamasa biz açız. Biz bunu kendimiz üretebiliriz.
Biz bunu niye yapmıyoruz? Ama onlar genetiğiyle oynayarak en aza
indiriyorlar.
-Çekirdeksiz karpuz yiyoruz. Olacak şey mi?!
Sanki çok makbulmuş gibi. Halbuki çekirdeğini ayıklasak ne olur?!!
Üstelik iki katı fiyatına satıyorlar. Halbuki karpuz betakrotan
bakımından kırmızılar içinde kanserden koruyan en iyi varlıklardan bir
tanesidir.
Bulaşık detarjanlarındaki tehlike
-Bulaşık
makinasındaki deterjanı hiç bir şekilde arıtamayız. Çok az miktarda da
olsa kalıcı olur. Deterjanın içine elma sirkesi koysunlar. Makinadan
çıktıktan sonra da büyük bir cam kabın içine 9-10 çorba kaşığı elma
sirkesi koyalım. Tabağımızı sofraya koymadan önce bunun içine sokup
çıkaralım. Çünkü deterjana sirke de koysanız ne kadar yıkarsanız
yıkayın, çok az miktarda da olsa pestisit kalır.
-Mutfakta, porselen, cam ve çelik kullanalım.
-Bakır, aliminyum ve plastik mutfağınızda olmasın.
-Dip
balıklarında kanserojen madde var. Kefal, barbun, mezgit kanalizasyon
diplerinde yetişiyor. İstanbul’da yenilen karides, midye ve istiridyeye
ağzınızı sürmeyin. Zehirleniyorsunuz. Midyeden çok zehirlenen insan
oldu. Çünkü doğrudan doğruya kanserojen, içinde kurşun ve civa var.
Beyin dokusunda tahribat yapıyor, atılmıyor. En büyük kanserojen civa.
Bunlar da çinko da çok.
-Bitkisel baklagiller, bunlar protein ihtiva eden tabi proteinler.
-Yumurtanın beyazı dünyanın en faydalı en zararsız proteini.
Herkesi ekrana çıkarıyorlar, medya çok hatalı!
Türkiye’de
sazı eline alan, olur olmaz herkes artık ekrana çıkıyor, reyting
getirsin diye. Medya maalesef çok suçlu. Her programda görüyorum lise
mezunu bile olmayan adamlar herbalist diye çıkıyorlar. Doktorlar belki
nam yapsın, şöhret yapsın diye bilir bilmez bunların belki kapağını
açmamış çıkıp konuşuyorlar. Dikkat edin diyorum ve buradan uyarıyorum;
prostat olan hastalar çinko almasın ve yüksek doz kalsiyum
tüketmesinler. Prostat kanserinde tetikleyicidir ve kanser olduktan
sonra da süreyi kısaltır.
-Çocuklarımıza gazlı içecekler değil meyva suyu verelim. Muhakkak posalı tüketmelerine dikkat edelim.
-Türkiye’de
bazı derneklerden gelen bazı yazılarda, yüzde 70 saf meyva suyu olduğu
söyleniyor. Bunlara inanmak durumundayız. Çünkü çok büyük şirketler
bunlar. Ama meyva suyu olmayan, esans olanlardan kaçalım. Üzerinde
yazıyor zaten. Ama tarihlerine mutlaka bakalım. Meyva suyu sıkıldığı
andan itibaren 8 saatte değerini kaybeder O nedenle tarihlerini yakın
alsınlar lütfen ve onları 1 ay içinde bitirelim.
-Türkiye’de
hakikaten muazzam bir meyva potansiyeli var. Bütün çiftçiler,
köylülerimiz bunlardan para kazanıyor ben buna niye mani olayım. Ama
çabuk tüketsinler. Bir elmayı bile kesseniz üstü iki saat sonra siyah
olur, oksite olur ve işe yaramayabilir. Ama bunlar kendisini pastörize
ettikleri için bunları 1-2 ay içinde tüketmemizi sağlasınlar.
Beni düşman bellemesinler
Bizim
bu tatlı uyarılarımız hem çocuklarına hem torunlarına ve gelecek
nesillere faydası olacak. Biz tatlı uyarılar yapıyoruz. Bizi düşman
bellemesinler lütfen, dost bellesinler. Biz onları tatlı tatlı
uyaralım, onlar da bu zararlı şeylerden ufak ufak çekilsinler. Tabi ki
bir anda çekilemeyecekler.
Fast Food’çuları desteklerim AMA...
-Bizim
fast food’çular biraz kendilerine gelsinler lütfen! Fast Food’ların
yanında bir tabak da yeşil ikram etsinler. İyi yıkanmış, sirkeli sudan
geçirilmiş...O zaman biz bunları destekleriz. Şu an buradan uyarıyorum.
Eğer Fast Food’un yanında bir tabak da bedava yeşil salata -veya
salatalık, kıvırcık salata, domates de olur- verirlerse söz veriyorum
burada, o zaman bütün bu Fast Food’çulara sevgiyle yaklaşacağım.
Hayvanlarda bile kanser artıyor
-İngiltere’de
köpeklerin yiyeceklerine yeşil salatalar eklendi ve köpeklerdeki kanser
oranında yüzde 90 oranında azalma olduğunu görüldü. Köpeklerde bile bir
yeşil kanser oranını düşürmüş. Yani zehirin panzehiri yine yeşil. Bu da
2006 yılının bir çalışması.
Gece çalışan kadınlarda meme kanseri riski yüksek
Her
insan haftada bir kez gece hayatı yaşayabilir, çılgınlıklar yapabilir.
Ona karşı değilim. Bu günlük hayatını renklendirebilir. Amerika’da
yapılan bir araştırmaya göre, gece çalışan kadınlarda 5 kat fazla meme
kanseri görülmüş. Karanlıkta uyumak, aşağı yukarı 30-40 yaşından
sonra... Beynimizde melatonin denen bir hormon vardır. Bu melatonin
karanlıkta ortaya çıkar. Ümmün sistemi korur, vücudu gençleştirir,
dengelendirir, mutluluğu sağlar, uyku düzenini sağlar, kansere karşı
ümmün sistemini uyarır, çok güçlüdür. Gece hayatı olan insanlar bu
hayatı değiştirsinler.
Yağlara dikkat!
Biz
katı yağlara karşıyız. Yanlış anlamasınlar ama onlar zeytinyağdan
üretmişler falan, ona karşı değiliz. Bu kadar ilanlar vererek, beş
kişiye kutuyu tutturarak, televizyonlara çıkarak insanları
aydınlatmaları yönünden güzel bir şey bu. Biz katı yağlara karşıyız.
Tereyağa da karşıyız. Ama zeytinyağdan yaptıklarını söylüyorlar. Ama
bunu yaparken akla bir soru geliyor ’Acaba ben katı yağ alacağıma niye
zeytinyağ yemiyorum ki?’ diye bir soru geliyor akla. Soya yağından
yapıyoruz falan filan diyorlar ama iz çok hijyenik olduğu ve kaliteli
insanlara kutuyu tutturarak gösterdikleri için onlar da çok kaliteli
öğretim üyeleri var aralarında, diğer kişiler var işte medyada isim
yapmış kişiler. Tabi ki onlara saygı gösteriyoruz. Bu kampanyanın diğer
firmalara da örnek olmasını ve sağlıklı şeyleri insanlara duyurmalarını
tavsiye ediyoruz.
PEKİ KENDİSİ NELER YAPIYOR?
Prof.
Dr. Erkan Topuz, halkı aydınlatıcı bilgiler verdikten sonra, kendi
günlük yaşamı içerisinde neler yaptığını, nasıl beslendiğini de kısaca
özetledi. Topuz şunları anlattı:
"Ben normal olarak 22:30
ya da 23:00’te yatarım. Karanlık bir yerde yatarım, sabah da 05:30 veya
06:00’da kalkarım. Aşağı yukarı 40 senedir, üniversitedeki hayatım ve
çocukluğumdan beri böyledir.
Televizyonu çok uzak mesafeden izlerim. Bilgisayarımı açık bırakmam. Çocuklarıma da açık bırakırlarsa kızarım.
Cep
telefonuyla 30 saniyeden fazla konuşmam. Hemen kapatırım. Ama bu benim
alışkanlığım çok çabuk konuşmak. En az 80-90 kişi bana mesaj bırakıyor.
Cep telefonlarımı belli saatlerde açarım. Öğlen bire kadar telefonumu
açmam. Akşam da 22:30 kadar da açıktır. Sonra kapatırım.
Haftanın
5 günü balık çorbası içiyorum. Dip balığı dışındaki balıklarla yapılan
çorba. Bu çorbanın içine zerdeçal mutlaka koyarım. Zerdeçal, bizim sarı
safran dediğimiz ve köri olarak da piyasada bulunur. Kansere çok
etkilidir. Gerek korumasında gerekse kanser esnasında damarı bağlayan
bir maddedir. Aşaığı yukarı her 200 gram için bir çorba kaşığı
attırıyorum. Bu zaten çok lezzetli bir şey. Bütün Uzakdoğu’nun ve
Avrupa’nın tükettiği bir olay. Ama bizde bu terbiye yok.
Haftada mutlaka 1-2 kez balık yerim.
Genellikle
esmer pirinç yemeye çalışırım. Beyaz un, beyaz şeker ağzıma sürmem.
Hastalar teşekkür için baklava falan getiriler, içinden bir tane alırım
bazen hatırları için.
Evimize beyaz ekmek girmez.
Yemeklerde kaya tuzu kullanırız.
Sabah
kahvaltısında 1 veya 2 bardak su içmeyi tavsiye ederim. Vücuttaki
toksinleri atar. Bir de kahvaltıda yeşil çay tavsiye ediyorum. Ayrıca,
yeşil çay, böğürtlen, ısırgan ve limon kabuğundan yapılan çay çok
önemlidir. Isırfan yaprağı ve kökü, prostat, mide, meme kanserinden
korur. Ben bunu sabah tüketirim.
Eğer organikse mutlaka 2-3 domates yerim.
Keçi peyniri tercihimdir. Çocukluğumdan beri çok zeytin tüketirim. Zeytin eğer organikse dünyanın en faydalı yiyeceklerinden.
Sabah kahvaltısından her türlü yeşili tüketebiliriz.
Biz
diyoruz ki bire beş veya yedi sebze tüketin. Minerallerinizi,
betakrotenlerinizi, selenyumunuzu vs. bütün minerallerinizi bunlardan
almaya çalışın. Ama bazı oranlar var ki bir oda kadar selenyum
tüketirseniz o zaman kanserden korunursunuz. Ama 200 ünite E
vitaminiyle beraber tüketirseniz prostat kanserinden yüzde 20 korur.
Ben E vitamini alıyorum.
Omega3’ü balıktan alıyorum ama
yeteri dozda alıyor muyuz? Omega 3’ü bir ay içelim, bir hafta
dinlenelim. Çünkü omega 3 bizim için çok faydalı.
Devedikeni
sütü alırım. Bunun karaciğeri kanserinden koruduğu 3 bin senedir malum.
Prostat ve mesane kanserinde tümörü durdurucu etkisi gözlenmiş.
Bromalein kullanıyorum. Ananasın köküdür, özüdür, çok şifalıdır. Ama bunları periyodik olarak kullanıyorum.
Bunun dışında bazı tip mantarlar kullanıyorum.
Hiç
bir şekilde zayıflatıcı gıdalara gitmeyiniz. İnanmayınız diyetçilerin
8-10 kilo verdirdiğine. Çünkü sizi kansere hazırlıyor. Manken olma
sevdasına girmeyin, sağlıklı yaşayın. Tabi ki biz boy kilo oranına
dikkat ediyoruz ama ayda 1-1,5 kilonun üzerinde kilo vermek kansere
hazırlıktır. Çünkü yüksek oranda kilo verdiğimiz zaman, vücuttaki
yıkıcı mahsuller ve tüm zehirli atıklar kansere dönmektedir. Normal
boy-kilo indeksine giriiniz ama ayda 1-1,5 kilo verin.
Mesela
yeşil çay, hem kanserden korur hem de kilo almalarına mani olur.
Bromalein (ananas özü), kilo aldırmaz, vücuttaki ödemi atar, kanserden
de korur. Veya ananası günde 2 bardak tüketin ya da bunları
alamıyorsanız günde 2 bardak yeşil çay tüketin.
Kırmızı et
ben yemem. Ancak ayda ayda ya da bir iki ayda yerim. O da dışarıda
yerim. Bizim eve kırmızı et artık girmiyor. Balık, tavuk ve hindi yerim
sadece."
kaynak: Televizyon Gazetesi
|