11/4/2008 - ÖSS için psikolojik Destek
FARE NASIL ÖLDÜRÜLÜR?
Bir üniversite hocamın hemen her seminerinin vazgeçilmez anektodudur, “fare öldürme yöntemleri”… Evet, bir düşünün bakalım siz kaç tür fare öldürme yöntemi biliyorsunuz?!...
Üç tür fare öldürme yöntemi vardır;
1) Fizyolojik Yöntem
2) Biyolojik Yöntem
3) Psikolojik Yöntem
Fizyolojik
yöntemde fareyi yakalarsınız, başına bir tuğla ile vurursunuz ve fare
ölüverir… Biyolojik yöntemde ise fareyi yakaladığınızda burnunu
sıkarsınız. Burnu sıkılan fare nefes almak için ağzını açtığında da
zehri boşaltırsınız. Malum fare bir süre sonra ölüverir…
Psikolojik
yöntemde ise fareyi yakalamanız gerekmiyor. Fare oturma odanızın
ortasından geçer. Siz hiç oralı olmaz, işinize devam edersiniz. Fare, “herhalde fark etmediler”
diye düşünerek tekrar ortanızdan geçer. Fakat siz yine ilgilenmez ve
işinize devam edersiniz. Bu duruma iyice sıkılan fare, fark edilmediği
düşüncesi ile tekrar ve size daha yakın mesafeden ortanızdan geçer. Siz
yine işinize devam edersiniz. Fare bu turu birkaç kez daha tekrarlar ve
hep aynı sonuçla karşılaşır. Fakat fark edilmeme sonucu değersizlik
duygularına kapılan fare iyice yıpranmıştır. Nitekim fark edilmeme,
önemsenmeme, değersizlik ve yok sayılma duyguları sonucu farenin iç
salgıları ve mide asit oranı hızla artar… Bir süre sonra artan mide
asidi oranı farenin midesini delerek iç organlarına zarar verecek
düzeye ulaşır. Artık fare psikolojik yöntemle ölmüştür…
Evet, “insana verilebilecek en büyük ceza, onu yok saymaktır”
der bir düşünür… Bu nedenle çokça duyarız, ilan-ı aşkına rağmen
reddedilen insanların intihar girişimlerini ve canlarına bile
kıymalarını… Zira hiçbir bünye yok sayılmayı kolay kolay kaldıramaz…
Aman
dikkat anne/babalar öğretmenler, çocuklarınıza ve öğrencilerinize
vereceğiniz yok sayma mesajları tamiri mümkün olmayan yaralar açabilir.
Çoğu zaman ufak tefek yaramazlıklarını görürsünüz evde ve okulda, yok
sayılan çocukların fark edilme gayretleri olarak… Eğer buna rağmen yok sayma devam ederse büyür gider yaramazlıklar ve alkolikler, madde bağımlıları oluverirler çevremizde…
Tabii
yetişkinler de kullanır fark edilmediklerinde ufak tefek
yaramazlıkları… Yetişkinler daha çok, yok sayıldıkları kişiye zarar
verme yada sözlü yada fiziksel saldırıda bulunma eğilimindedirler…
Görürsünüz çevrenizde önemsenmediğini, fark edilmediğini hissedenlerin
hiçbir somut neden yokken zaman zaman size sataşmalarını… Adeta
önemsenmemenin verdiği hazımsızlıkla “beni fark ediiinnnn” diye bağıran alt mesajlı cümlelerini duyarsınız… Çocukluktan
kalan alışkanlık mıdır nedir; fark edilecek olumlu davranışlar
sergilemek yerine hemen her zaman yaramazlık ve bazen hakaretlere varan
sataşmalar tercih edilir… Tabi bu örnekler gündelik yaşamlardaki düzeyi düşük önemsenmeme, fark edilmeme ve yok sayılma tepkileri…
Daha büyük yok sayılma algılamalarına verilen “beni fark edin” tepkileri, insanı canına kıymasına kadar götürebilir… Bu
nedenle sevgiliye yazılmış notlar bırakır ya da ilgi çekecek yer ve
yöntemleri tercih eder, kabul edilmeyen sevgililer intihar
girişimlerinde… Zira amaç intiharın ötesinde bir fark edilme
gayretidir, hayata rağmen… Bireyin yok sayılmaya verdiği tepki, yok saydığını algıladığı kişiye verdiği önem ve değerle doğru orantılıdır…
Bu
nedenle sözlü sataşmalarla sınırlı kalır, gündelik yaşamda sizinle çok
güçlü duygusal bağı olmayan kişilerin hazımsızlıkları ve fark edilme
gayretleri… Önerim şu ki, duygusal bağınız yüksek olan kişilerden gelen fark edilme yaramazlıklarını kesinlikle algılayın ve önlem alın. Zira farkında olmadan sergilediğiniz davranışlar, muhatabınızca yok sayıldığı ve önemsenmediği şeklinde algılanmış olabilir…
Fakat
duygusal bağınızın yüzeysel ilişkilerle (iş ve sosyal çevre ilişkileri
gibi) sınırlı kaldığı ve kalacağı kişilerin size olan sözlü
sataşmalarına ise karşılık verip çatışmayı büyütmektense duyup
gülümsemeniz daha mantıklı olabilir. Zira kişinin size yönelik bu
sataşmaları içinde bulunduğu duygusal baskının ifadesi olabilir. Ve her
ifade, bir stresle baş etme yöntemidir… Bundan olsa gerek atalarımız; havlayan köpeği susturun dememiş, “havlayan köpek ısırmaz” demiştir…
Ha velev ki, poponuzdan ısırıverdi… Ne yani siz de tutup poposundan mı ısıracaksınız…
Not: Yazımız
içerisinde kullanılan bazı canlı isimleri ve yakışık almayacağı
düşünülebilecek kelimeler, hiçbir hitap ve art niyet taşımamaktadır ve
tamamen konsept gereğidir…
Sinan ÇAĞIRAN Psikolojik Danışman
|