8/4/2008 - NEV
NEV
4 aralık 1968'de istanbul'da doğdu. ilkokul 1'de bilgiç rolünü kaparak,
pamuk prenses'le danseden tek cüce olama şansını yakaladı. Müziğe her
sağlıklı türk çocuğu gibi mandolinle başladı. Sonraki yıllar üretim
boyutuna zemin hazırlayan; dinleyerek, yeni müzikler keşfederek,
koleksiyon yaparak geçirdiği ve müzikal kimliğinin temelinin atıldığı
yıllardı. Bu arada erkeklerin de alındığı bir sene, çamlıca kız
lisesi'nde okurken ileride şarkılarına konu olacak olan küçük kız ve 19
yaşında koca bir kadın psikolojilerini gözlemleme fırsatı buldu.
Üniversite 2. sınıfta bir elektro gitar aldı ve gitar eğitimine
başladı. 5. ayın sonunda sahnelerdeydi. Üniversite eğitimi boyunca yaz
aylarında güneyde müzik yaptı. Onu bugün ki duruşuna hazırlayan bu
süreç, müzikal gelişiminde ciddi bir yer tuttu.
Üniversite bittikten sonra kendisinden beklendiği üzere iş hayatına
atıldı ama ama bu süreç müzikle bir arada devam etti. 1995 yılında
Hakan Özer, Kıvanch K. ve Tolga İnci'den oluşan Chantage'la Cool Bar'da
müzik yaptı. Zamanla bestecilik kimliği ağır basmaya başlayınca, artık
bir yol ayrımında olduğunu farketti ve tamamen müziğe konsantre oldu,
çünkü artık birikimi üretime dönüşme noktasına gelmişti. 2000 yılında, Teoman'ın daveti üzerine katıldığı Türkiye
turnesinde, Ege ve Akdeniz şeridinde 100.000'e yakın kişinin kendi
müziğine verdiği olumlu ve heyecan verici reaksiyonu deneyimleme
fırsatı buldu. Üç yıla yayılan özenli bir stüdyo çalışmasının ardından, tüm
beste ve sözleri kendisine, Kıvanch K.'nın bir parçadaki remix'i
dışında düzenlemeleri Hakan Özer'e ait olan; Özkan Uğur, Göksel, Tuba
Önal gibi isimlerin yer aldığı ilk albümü 'Herşeye Rağmen" müzik
marketlerde yerini aldı. 2004 temmuz ayında müzik marketlere sunduğu
"Sen Gibi " albümüyle müzikteki başarısını kanıtladı. Kendi müziğini
rock pop gibi belli tarz kalıpların içerisine sokmayan Nev bu albümle
bir çok müzikseverin yüreğinde yer etti. Nev 3 yıılık aradan sonra 2007
yılının ağustos ayında çıkardığı ''Işığım Ve Gölgem'' albümüyle
müzikseverlere merhaba dedi.
Işığım ve Gölgem, Nev ve Naim Korudağ prodüktörlüğünde 1,5 yılda
hazırlandı. 12 şarkının yer aldığı albümde, Kör Kuyular ve Kelebek
şarkılarının 2 farklı versiyonu yer almakta. Albümdeki tüm şarkıların
söz ve besteleri Nev’e ait.Ayrıca Nev bu albümde soloları da kendi
hazırlamış.
Işığım ve Gölgem’ in ilk klip şarkısı Sükût-u Hayal, elektrik
gitarla yapılan nağmeli solo melodisi ile dikkat çekiyor. Nev, Sükût-u
Hayal’de yaşanan aşkı ve yalnızlığı bir başkasıyla dertleşirmişçesine
anlatıyor. Aşk Meydanı adlı şarkısında ilk defa rap vokal yapan
sanatçı, Cevriye Cabbar’la muzipçe gülümsüyor. Nev yeni albümünü
anlatırken “İstedim ki deniz gibi olsun. Hem sığ hem derin olsun.
Sanmayın başkadır niyetim, sadece kucaklamak istedim.” diyor.
80’lerin naif ve lirik anlayışını 2000’lerin sounduyla birleştiren
Nev, her zamanki samimi tavrıyla kendi hikayelerini ve aynası olduğu
hikayeleri anlatmaya devam ediyor. Alaturka tınıları Pop-Rock
merkezinde uyarlayan sanatçı, Işığım ve Gölgem’i kendisi ile yüzleşmek,
gölgesine sahip çıkmak, bazen bir kelebeği özgürce dokunmadan
sevebilmek, ayrılık, acı, mizah gibi temalara değinen bir albüm olarak
nitelendiriyor.


Nev dertli mi dertli: Gönül yanmadan dil söylemiyor
Röportaj:
MEHMET RIFAT YEĞEN
O, önce ‘Zor’la duyurdu kendini bize, ‘Mühürlü Kaderim’le sevdirdi,
‘Dem’le demlerken ‘Efkârlı’yla büyüledi. Nev’den bahsediyoruz tabii
ki...
Şiir tadındaki şarkıların yorumcusu, ‘nev’i şahsına münhasır’ müziğin sesi o.
Yeni albümünü dinlerken, “Yine yapmışsın yapacağını.” diyoruz.
“Gönül yanmadan dil söylemiyor ki aga...” diyerek cevap veriyor. Evet!
Nev, üç yıllık bir aradan sonra ‘Işığım ve Gölgem’ albümüyle
müzikseverlerin karşısında: “Eksiklerinin farkında, seksenlerdeki ruhu
özleyen, kendi gölgesine sahip çıkan, alternatif durmaktansa
kucaklayabileceği herkese göz kırpan, deniz gibi bir albüm.”
Onun müziğini tek bir kelimeyle tanımlamak mümkün değil. Rock da,
pop da, alaturka da yalnız başına onun tarzını anlatmaya yetmiyor.
Tınıları da ismi gibi müsemma. Şiir tadındaki şarkıları, güçlü sesiyle
birleşince ortaya ‘nev-i şahsına münhasır’ bir yorum çıkıyor. Adını
önce ‘Zor’la duyurdu, sonra ‘Mühürlü Kaderim’le kendini sevdirdi;
‘Dem’le demlerken ‘Efkârlı’yla büyüledi. Tabii ki Nev’den bahsediyoruz.
Yeni albümünü dinlerken “Yine yapmışsın yapacağını.” diyoruz. “Gönül
yanmadan dil söylemiyor ki aga…” diyerek cevap veriyor. Evet! Nev, üç
yıllık bir aradan sonra ‘Işığım ve Gölgem’ albümüyle müzikseverlerin
karşısında. Yeni albümü için, “Eksiklerinin farkında, seksenlerdeki
ruhu özleyen, kendi gölgesine sahip çıkan, alternatif durmaktansa
kucaklayabileceği herkese göz kırpan, deniz gibi bir albüm.” diyor Nev.
Hareketli bir albüm olmuş...
Bu albümde bütünü kucaklamak istedim. Deniz gibi hem sığ hem de
derin tarafları olsun istedim. Sığ olması boş veya anlamsız olması
demek değil. Denizin sığ tarafı eğlencelidir. Derin tarafı da enerji
ister. ‘Cevriye Cabbar’la coşsun, ‘Kör kuyular’ ve ‘Gölge’ ile de
içerik derinleşsin istedim. ‘Işığım ve Gölgem’ diyerek denge bulmaya
çalıştım. Albümün prodüktörlüğünü de ben yaptım. Birçok enstrümanı ben
çaldım. Keyfimce Nev’i ifade etmek istedim.
‘Işık’ ve ‘Gölge’ neyin sembolü?
Işığın ve cismin olduğu her yerde gölge var. Gölge karanlık demek
değil. Sadece ışığın eksikliği demek. Bizim gölgeli yanımız da
eksikliklerimiz. Tasavvufta da böyle. Allah’la nefsimiz arasındaki
ilişkide de böyle. Allah’ı ışığın kaynağı, nefsimizi de cismimizin
yanında duran gölge olarak görebiliriz. İbn-i Arabî’nin bir sözü var.
“Ayna kendini bilmez.” diyor. Ayna, sır ve suretle ilgili yazmaya
çalışırken fark ettim ki gölge meselesini anlamadan ayna anlaşılamaz.
Gölgeyi araştırırken gördüm ki bu mesele üzerinde çok durulmuş. Sadece
sanatta ve sinemada kullanılmamış. Psikolojiden felsefeye, halk
edebiyatından Karagöz’le Hacivat’a kadar her yerde var. Mistik
tavırlarımızın içine yerleşmiş. Hayata yalnız Homeros’tan bakmak bana
pek sevimli gelmiyor. Bizim büyüklerimizin, Muhyiddin İbn-i Arabi’nin
ortaya koyduğu “Ayna kendini bilmez.” söylemi içerisindeki incelikleri
ve sanatı görmeye çalışıyorum. Benim için sanat kesretle vahdet
arasındaki köprüdür. Allah’ın, insanı yaratışındaki gayeyi idrak
çabasıdır. O yüzden de ışığa gitmeden, gölgeli yanlarımızla yüzleşmek
çok mühim.
Müziğini nasıl değerlendiriyorsun?
Benimki bir Nev’i müzik. Bunun alt başlığına girersen, kendi
dilimizin ve coğrafyamızın enerjisini, melodilerini, ritimlerini
reddetmeden doğasıyla, olduğu gibi kabul eden ve bunu öyle sunan bir
Nev. Bu tarz içinde bize ait her şey var. Zaten Nev de o demek.
Efkârlanırsın. Bu daha bizden bir şey. Hüzün daha Batılı bir şey.
Önceki albümde Efkârlı diye bir parçam vardı. Efkârlıyım derken ‘F’ ye
şöyle bir basarsın. Daha bizden yani.
Hayranların popüler olmanı istemiyor. Neden?
İnsanlar beni yapmadıklarımla değerlendiriyor. Neyi yapmıyorsanız o
sizi anlamlı kılıyor. Beni sevenlerin aklına magazin anlamında hep kötü
örnekler geliyor. O yüzden ortada çok görünen bir adam olmamdan
korkuyorlar. Ben cemiyet hayatı içerisinde bir adamım. Doğru
tanımlanmış magazinin içinde yer almaktan da mutluluk duyarım. Amacım
şarkı üretmek ve o şarkıları da insanlara ulaştırmak. Dolayısıyla bu
beni doğru yerde tutuyor.
İlk albüm için neden 33 yaşına kadar bekledin?
İstanbul Üniversitesi’nde işletme okudum. Sonra finans alanında
yüksek lisans yaptım. Dünyanın en büyük spor ayakkabısı üreten
firmalarında çalıştım ve birinin de pazarlama müdürlüğünü yaptım. Ama
bunları yaparken müzik hep hayatımın merkezinde oldu. Öğrenim görürken
de yazları tatil köylerinde harçlık kazanmak için gitar çalardım.
Baktım burada bir meslek oluşmuş. Fakat ‘İcra etmeyi istediğim meslek
bu ama geçimimi sağlayacak meslek bu mu?’ diye sordum kendime. Memur
çocuğu olduğum için, biraz temkinli yaklaşmam normal. Bir taraftan
maddi açıdan böyle bir tercih var. Öte taraftan müziğimle ve müzik
kariyerimle ilgili bir başka tercih yapmam gerekiyor. Benim ilk şarkım
‘Her şeye rağmen’di. İlk albüme ismini veren parça da oydu. Engelliler
için yazmıştım. Biraz da deli cesareti gerekiyor. Engelliler için
yaptığım şarkıyı çıkarmadan kendi içimdeki engelleri de ortadan
kaldırmam gerekti. Bütün bunlarla mücadele ederken de biriktirdim.
Üç yıldır neler yapıyor Nev; deniz merakı devam ediyor mu?
Ediyor tabii. Babam Akdeniz Gemisi’nin kaptanıydı. Büyük kaptandı,
süvari diyorlar. İnsanın babasına layık olması lazım ya. Yelken filan
yapıyorum, ama kaptanlık ehliyetim de var. Öğreniyorum yavaş yavaş.
Amatör yat kaptanlığı ehliyetim de var. Haftada 1-2 gün Fenerbahçe’den
çıkıyoruz, dolaşıyoruz. Uzak yol yapmadım; bunu yapmak istiyorum. Başka
bir deneyim, bambaşka bir serüven olur.
Peygamberimize saygısızlık eden ülkede konser vermem
Danimarka’da, Peygamberimiz ile ilgili çirkin karikatürlerin
çıktığı sırada sen oranın müzik listelerinde üst sıralardaydın. Hatta
bir konserin bile vardı, sonra iptal ettin. Neden?
Bunu nereden duydunuz bilmiyorum ama madem sordunuz cevaplayayım.
Gitmedim; çünkü o bizim maneviyatımıza yapılmış bir saygısızlık ve
edepsizlikti. Hz. Peygamber’e saldırı vardı. Bu bir duruş; bir tavır
meselesi. Nerede, ne olursa olsun gitmem. Bunun sonuçlarına katlanırım,
ki hiç sorun değil. Ha! Benim bu tepkimi anlayabileceklerini ya da
anlasalar bile pek umursayacaklarını zannetmiyorum. Bunların hiçbirinin
doğru, sağduyulu insanlar tarafından kabul edildiğini sanmıyorum.
................................................................................................ http://www.youtube.com/watch?v=fx_TG9wGsHY
http://www.youtube.com/watch?v=eUD_yNOzPKw&feature=related
|