25/4/2008 - Cep Telefonu Sigara Kadar Zararlı
Cep telefonu sigara kadar zararlı
Boğaziçi
Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selim Şeker, cep telefonlarının,
insanlara sigara kadar zarar verdiğini söyledi. Prof. Dr. Şeker, erken
yaşta cep telefonu kullanımının kanser riskini artırdığını da belirtti
Erciyes
Üniversitesi Mühendislik Kulübü tarafından düzenlenen ‘Cep Telefonunun
Zararları ve Elektromanyetik Dalgaları’ konulu konferansa katılan
Prof.Dr. Şeker, cep telefonlarının uzun vadeli kullanımında kalıcı
hastalıklara neden olduğunu söyledi. “Cep telefonun yoksa, itibarın da
yok. Denecek günlere geliyoruz” diyen Prof. Dr. Şeker, şunları
söyledi:“Cep telefonu kullanımı erken yaşlara kadar indi. Nasıl ki,
sigaraya erken yaşta başlayan kişi ile geç yaşta başlayan kişinin
kansere yakalanma risk oranı belirlidir, bu durum cep telefonlarında da
aynı şekildedir.
Cep telefonlarının direkt kanser yapmasa da, kanseri
tetiklediği görülmektedir” dedi.
Cep telefonları
kullanımından otaya çıkacak zararların insan üzerindeki etkisini 15 yıl
içinde göstereceğini söyleyen Prof. Dr. Şeker, “Ülkemizde cep telefonu
kullanımı bu süreyi doldurmadı. Ancak, İskandinav ülkelerinde buna
benzer örnekler var. Verdiği zararlar içinde, embriyo gelişiminde
bozukluklar, kadınlarda düşük riskleri, sperm sayısında azalmalar, kalp
rahatsızlığı, hafıza kaybı, değişik türlerde kansere yakalanma riski,
bulunuyor. Sigaranın kanser yaptığı kesin ancak, cep telefonlarının
zararları henüz kesin olarak ıspatlanamadı” dedi..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/4/2008 - Profesör Erkan Topuz’dan Acil Kanserojen Uyarılar!
Profesör Topuz’dan acil kanserojen uyarılar!
İstanbul
Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz,
çarpıcı açıklamalar yaptı! "2020'de dünyada 20 milyon insanın kanser
olacak" diyen Prof. Topuz, yiyeceklerden, temizlik malzemelerine kadar
bir çok üründeki kanser tehlikesine dikkat çekti ve önemli uyarılarda
bulundu.

İşte Prof. Dr. Erkan Topuz’un açıklamaları:
-Yeni
arabalarda çok güzel kokular vardır. İşte kanserojen! Çünkü arabaların
içindeki tüm o plastikleri yapıştırmak için kullanılan yapıştırıcıların
hepsi kanserojendir.
Tabiatta o kadar güzel yapıştırıcılar
vardır ki... Mesela ipek böceklerinin salgısından elde edilen zamkın
gücü başka hiç birşeyde yok. Midyeler, denizdeki demirle birleşerek
taşa yapışıyor ve onu kopartamıyorsunuz. Korkunç bir yapıştırıcı gücü
var. işte dünya yavaş yavaş bunlara dönmeli...
-Kuru temizleme işleminden geçen giysilerin üzerinde kanserojen madde kalıntıları vardır.
-İşyerlerinde
bilgisayarlar açık, belki oda da televizyon var ve o da açık, cep
telefonları da tabii yanımızda... Radyasyonlu ortamları havalandırmak
gerekir. Cep telefonlarıyla 30 saniyeden fazla konuşmak, 10 yıl sonra
beyin tümörlerinin 2 katına çıkmasına neden olmakta. Cep telefonlarını
kulaklıkla kullanalım. Nispeten daha koruyucu bir etkisi var.
Bilgisayarlarımızı gerekmedikçe açık bırakmayalım. Televizyonları 6-7
metre uzaktan izleyelim.
-Baz istasyonlarına aşağı yukarı 1
kilometre uzaklıkta oturmamız gerekir. Bir de ayriyeten Amerika’da yeni
çıkan yasa ile cep telefonlarını kuvvetlendirici yerler var. Onların da
okullara 500 metreden yakın olmaması gerekiyor. Yeni yapılan bir
çalışmada (2005 yılı Amerika’da) otobana yakın oturanlarda özellikle
çocuklarda kanser ve lösemi riskinin 5 kart arttığı görülmüş.
Arabalardan yayılan mazot ve kurşun atıklarından dolayı.
-Çalışan
insanların çoğunluğu öğle tatillerinde fastfood yiyorlar. Yanında bir
gazlı içecek var. Tabi bunların içinde şeker var. Şeker kanserin en
önemli dostudur. Fastfooddaki et kırmızı et ve yanmış. Bunun içinde bir
yığın katkı maddesi var. Yanında ise hiç hiç sebze yok.
-Sodayı da aşırı tüketmeyelim. Radyasyon var çünkü içinde. 1-2 tanenin zararı yok ama aşırı miktarda tüketmeyelim.
-Sert
içkilere karşıyız. Votka, rakı gibi. Çünkü miğde, ağız, diş ve mesane
kanseri yapıyor. Günde 2 bardak şarap içen kadınlarda meme kanseri
riskinin 3-4 kat arttığı görülmüştür. Ama bu çok yanlış anlaşılmasın,
şarapçılar iflas eder. Şarapların içinde de pestisit var. Çünkü bunlara
organik gübre atabiliyorlar. Organik şarap içebilirler. Kaliteli
yetiştirene karşı değilim, ama üzümler aşırı büyük olsun diye çok aşırı
gübreleniyor.
-Zeytinciler de bunu yapıyorlarmış. Zeytinler iyi olsun diye 5 kat fazla gübre atıyorlarmış.
-Yapraklı
olan yiyecekleri lahana, kıvırcık, marul gibi sebzelerin ilk 4
yaprağını atalım. Çünkü istediğiniz kadar yıkayın, organik bile olsa
pestisiti uzaklaştırmanız mümkün değildir.
-Lahana veya
haplarını tüketin. Kırmızı turp, lahana, karnıbahar ve brokoliyi
haftada 2 kez tüketirseniz hipotriodi yapabilir. O yüzden genellikle
buharda pişirin ve öyle tüketin.
Organik nedir?
-Doğrudan
doğruya pestisit atılmamış yani tabi toprakta yetişen, zirai mücadele
ilacı kullanılmamış, organik gübre genellikle kullanılmış yiyecekler.
Organik gübre de çok önemli. Amerika’da organik gübreye bile
bakıyorlar. Çünkü o gübrenin alındığı hayvan da pestisit almış
olabiliyor. Bu çok ince bir çizgi.
-Dünyanın en iyi organiklerinde bile yine 3-5 tane pestisit bulunmuş.
-Hakiki
organik, Tarım Bakanlığı’nın tasdiki olanlarını almak zorundayız, yani
artık buna inanmak zorundayız. Ama onun dışındakilere de çok dikkat
etmemiz gerekiyor.
Organik ürünün ne faydası var?
Organiklerde
salvastrol denen bir madde var. Mesela kırmızı turp kendisini
haşarelerden, böceklerden ve etrafında kendisini rahatsız edebilecek
zararlı mahsullerden koruyor ve bunun için de salvastrol denilen
maddeyi salgılıyor. Doğal bir savunma. Ama maalesef inorganik
yetiştirilen ürünlerin salvastrol üretmesine gerek kalmıyor. İşte biz
organik olanı aldığımız zaman salvastrol ümmün (bağışıklık) sistemimizi
güçlendiriyor, kanserden koruyor, kolestrol seviyesini düzenliyor vs...
-Çocuklar patates kızartmasını çok seviyorlar. Onların keyfini kaçırmayalım. İlk yağda, temiz bir yağda biraz kızartılabilir.
-Çocuklara balık terbiyesi verelim.
Neden kuzu eti?
-Ben
kırmızı et için sadece kuzu etini önerdiğimde bir öğretim üyesi çıktı
"Ankara’da kuzu kalmadı" dedi. Kuzuyu önermemin nedeni şu: Gariban
doğduktan sonra hiç bir zaman tarlaya salınmıyor. Çünkü tarlaya
salındığı zaman pestisitleri otluyor hayvan. Onun dışında biz ineklere
80 kilo süt versin diye büyüme faktörü veriyoruz. Bu gidip adalesinde
birikiyor. Büyüme faktörü vücudunda kanına giriyor, kanıyla adaleye ve
sütüne geçiyor. Hormon bu, ve kanserojendir. Vücuda girdiği zaman
insülin oranını yükseltiyor ve insülinin inip çıkması da glikozu
tetikliyor. Yani üç yönden kanserojen oranı tetikleniyor.
İnsanları aydınlatmak zorundayım
Bunlara
rağmen, maalesef bana bir öğretim üyesi de bunu söylüyor. Ben de dedim
ki: "Eğer siz istiyorsanız diğerlerini de yiyebilirsiniz ama ben
insanların yüzde 90’ı benim ağzımın içine bakıyor. Onları aydınlatmak
zorundayım. Sağolsun, Uğur Dündar ile biz bu işe soyunduk. Siz ne
derseniz deyin biz bu işin peşindeyiz".
Genellikle bütün
Amerika’daki büyük şirketler -Türkiye’de tabi buna bir yerde yakın-biz
böyle bir şeyler söylediğimiz zaman hemen bir bilimsel kurul
kuruyorlar. ’Bunlar satın alındı’ demiyorum, iftira etmiyorum
hocalarımıza ama bunlar hemen bir çalışma başlattırıyorlar, belli
büyüklükte bir fon alarak. "Bu fonun sonucunu bekliyoruz efendim, bu
nasıl olur?" diyorlar. Bu sürüyor 3-4 sene. O süre içinde de köşenin
köşesini dönüyorlar. Bu arada da bir sonuç çıkmıyor bundan zaten.
Gerçekleri açıklayanları tehdit ediyorlar
-Bizim
gibi yeşilci olanları, dernekleri mahkemeye veriyorlar, tehdit
ediyorlar. Ben de alıyorum bu tehditleri. Tehdit ediyorlar ve bunun
dışında milyonlarca dolarlık tazminatlarla gözünüzü korkutmaya
çalışıyorlar ve karşı lobiler kuruyorlar. Çünkü işte ’Dünya aç kalacak,
dünya yok olacak, eğer biz bu tarım mahsullerini üretmezsek, bu
kimyasalları yok ediyorlar ama biz bunları dolaylı olarak ortaya
çıkartıyoruz, besin değerlerinin içine söylediğiniz bitkilere enjekte
ediyoruz vs..’ diyorlar.
-Domatesin çekirdeği yok. Tohum
vermiyor. Büyük tröstler Türkiye’ye satıyor belli miktarda. Onu
çoğaltamıyorsunuz çünkü içinde tohum yok. Bunu en çok satan İsrail’dir.
Onlar bize tohum yollamasa biz açız. Biz bunu kendimiz üretebiliriz.
Biz bunu niye yapmıyoruz? Ama onlar genetiğiyle oynayarak en aza
indiriyorlar.
-Çekirdeksiz karpuz yiyoruz. Olacak şey mi?!
Sanki çok makbulmuş gibi. Halbuki çekirdeğini ayıklasak ne olur?!!
Üstelik iki katı fiyatına satıyorlar. Halbuki karpuz betakrotan
bakımından kırmızılar içinde kanserden koruyan en iyi varlıklardan bir
tanesidir.
Bulaşık detarjanlarındaki tehlike
-Bulaşık
makinasındaki deterjanı hiç bir şekilde arıtamayız. Çok az miktarda da
olsa kalıcı olur. Deterjanın içine elma sirkesi koysunlar. Makinadan
çıktıktan sonra da büyük bir cam kabın içine 9-10 çorba kaşığı elma
sirkesi koyalım. Tabağımızı sofraya koymadan önce bunun içine sokup
çıkaralım. Çünkü deterjana sirke de koysanız ne kadar yıkarsanız
yıkayın, çok az miktarda da olsa pestisit kalır.
-Mutfakta, porselen, cam ve çelik kullanalım.
-Bakır, aliminyum ve plastik mutfağınızda olmasın.
-Dip
balıklarında kanserojen madde var. Kefal, barbun, mezgit kanalizasyon
diplerinde yetişiyor. İstanbul’da yenilen karides, midye ve istiridyeye
ağzınızı sürmeyin. Zehirleniyorsunuz. Midyeden çok zehirlenen insan
oldu. Çünkü doğrudan doğruya kanserojen, içinde kurşun ve civa var.
Beyin dokusunda tahribat yapıyor, atılmıyor. En büyük kanserojen civa.
Bunlar da çinko da çok.
-Bitkisel baklagiller, bunlar protein ihtiva eden tabi proteinler.
-Yumurtanın beyazı dünyanın en faydalı en zararsız proteini.
Herkesi ekrana çıkarıyorlar, medya çok hatalı!
Türkiye’de
sazı eline alan, olur olmaz herkes artık ekrana çıkıyor, reyting
getirsin diye. Medya maalesef çok suçlu. Her programda görüyorum lise
mezunu bile olmayan adamlar herbalist diye çıkıyorlar. Doktorlar belki
nam yapsın, şöhret yapsın diye bilir bilmez bunların belki kapağını
açmamış çıkıp konuşuyorlar. Dikkat edin diyorum ve buradan uyarıyorum;
prostat olan hastalar çinko almasın ve yüksek doz kalsiyum
tüketmesinler. Prostat kanserinde tetikleyicidir ve kanser olduktan
sonra da süreyi kısaltır.
-Çocuklarımıza gazlı içecekler değil meyva suyu verelim. Muhakkak posalı tüketmelerine dikkat edelim.
-Türkiye’de
bazı derneklerden gelen bazı yazılarda, yüzde 70 saf meyva suyu olduğu
söyleniyor. Bunlara inanmak durumundayız. Çünkü çok büyük şirketler
bunlar. Ama meyva suyu olmayan, esans olanlardan kaçalım. Üzerinde
yazıyor zaten. Ama tarihlerine mutlaka bakalım. Meyva suyu sıkıldığı
andan itibaren 8 saatte değerini kaybeder O nedenle tarihlerini yakın
alsınlar lütfen ve onları 1 ay içinde bitirelim.
-Türkiye’de
hakikaten muazzam bir meyva potansiyeli var. Bütün çiftçiler,
köylülerimiz bunlardan para kazanıyor ben buna niye mani olayım. Ama
çabuk tüketsinler. Bir elmayı bile kesseniz üstü iki saat sonra siyah
olur, oksite olur ve işe yaramayabilir. Ama bunlar kendisini pastörize
ettikleri için bunları 1-2 ay içinde tüketmemizi sağlasınlar.
Beni düşman bellemesinler
Bizim
bu tatlı uyarılarımız hem çocuklarına hem torunlarına ve gelecek
nesillere faydası olacak. Biz tatlı uyarılar yapıyoruz. Bizi düşman
bellemesinler lütfen, dost bellesinler. Biz onları tatlı tatlı
uyaralım, onlar da bu zararlı şeylerden ufak ufak çekilsinler. Tabi ki
bir anda çekilemeyecekler.
Fast Food’çuları desteklerim AMA...
-Bizim
fast food’çular biraz kendilerine gelsinler lütfen! Fast Food’ların
yanında bir tabak da yeşil ikram etsinler. İyi yıkanmış, sirkeli sudan
geçirilmiş...O zaman biz bunları destekleriz. Şu an buradan uyarıyorum.
Eğer Fast Food’un yanında bir tabak da bedava yeşil salata -veya
salatalık, kıvırcık salata, domates de olur- verirlerse söz veriyorum
burada, o zaman bütün bu Fast Food’çulara sevgiyle yaklaşacağım.
Hayvanlarda bile kanser artıyor
-İngiltere’de
köpeklerin yiyeceklerine yeşil salatalar eklendi ve köpeklerdeki kanser
oranında yüzde 90 oranında azalma olduğunu görüldü. Köpeklerde bile bir
yeşil kanser oranını düşürmüş. Yani zehirin panzehiri yine yeşil. Bu da
2006 yılının bir çalışması.
Gece çalışan kadınlarda meme kanseri riski yüksek
Her
insan haftada bir kez gece hayatı yaşayabilir, çılgınlıklar yapabilir.
Ona karşı değilim. Bu günlük hayatını renklendirebilir. Amerika’da
yapılan bir araştırmaya göre, gece çalışan kadınlarda 5 kat fazla meme
kanseri görülmüş. Karanlıkta uyumak, aşağı yukarı 30-40 yaşından
sonra... Beynimizde melatonin denen bir hormon vardır. Bu melatonin
karanlıkta ortaya çıkar. Ümmün sistemi korur, vücudu gençleştirir,
dengelendirir, mutluluğu sağlar, uyku düzenini sağlar, kansere karşı
ümmün sistemini uyarır, çok güçlüdür. Gece hayatı olan insanlar bu
hayatı değiştirsinler.
Yağlara dikkat!
Biz
katı yağlara karşıyız. Yanlış anlamasınlar ama onlar zeytinyağdan
üretmişler falan, ona karşı değiliz. Bu kadar ilanlar vererek, beş
kişiye kutuyu tutturarak, televizyonlara çıkarak insanları
aydınlatmaları yönünden güzel bir şey bu. Biz katı yağlara karşıyız.
Tereyağa da karşıyız. Ama zeytinyağdan yaptıklarını söylüyorlar. Ama
bunu yaparken akla bir soru geliyor ’Acaba ben katı yağ alacağıma niye
zeytinyağ yemiyorum ki?’ diye bir soru geliyor akla. Soya yağından
yapıyoruz falan filan diyorlar ama iz çok hijyenik olduğu ve kaliteli
insanlara kutuyu tutturarak gösterdikleri için onlar da çok kaliteli
öğretim üyeleri var aralarında, diğer kişiler var işte medyada isim
yapmış kişiler. Tabi ki onlara saygı gösteriyoruz. Bu kampanyanın diğer
firmalara da örnek olmasını ve sağlıklı şeyleri insanlara duyurmalarını
tavsiye ediyoruz.
PEKİ KENDİSİ NELER YAPIYOR?
Prof.
Dr. Erkan Topuz, halkı aydınlatıcı bilgiler verdikten sonra, kendi
günlük yaşamı içerisinde neler yaptığını, nasıl beslendiğini de kısaca
özetledi. Topuz şunları anlattı:
"Ben normal olarak 22:30
ya da 23:00’te yatarım. Karanlık bir yerde yatarım, sabah da 05:30 veya
06:00’da kalkarım. Aşağı yukarı 40 senedir, üniversitedeki hayatım ve
çocukluğumdan beri böyledir.
Televizyonu çok uzak mesafeden izlerim. Bilgisayarımı açık bırakmam. Çocuklarıma da açık bırakırlarsa kızarım.
Cep
telefonuyla 30 saniyeden fazla konuşmam. Hemen kapatırım. Ama bu benim
alışkanlığım çok çabuk konuşmak. En az 80-90 kişi bana mesaj bırakıyor.
Cep telefonlarımı belli saatlerde açarım. Öğlen bire kadar telefonumu
açmam. Akşam da 22:30 kadar da açıktır. Sonra kapatırım.
Haftanın
5 günü balık çorbası içiyorum. Dip balığı dışındaki balıklarla yapılan
çorba. Bu çorbanın içine zerdeçal mutlaka koyarım. Zerdeçal, bizim sarı
safran dediğimiz ve köri olarak da piyasada bulunur. Kansere çok
etkilidir. Gerek korumasında gerekse kanser esnasında damarı bağlayan
bir maddedir. Aşaığı yukarı her 200 gram için bir çorba kaşığı
attırıyorum. Bu zaten çok lezzetli bir şey. Bütün Uzakdoğu’nun ve
Avrupa’nın tükettiği bir olay. Ama bizde bu terbiye yok.
Haftada mutlaka 1-2 kez balık yerim.
Genellikle
esmer pirinç yemeye çalışırım. Beyaz un, beyaz şeker ağzıma sürmem.
Hastalar teşekkür için baklava falan getiriler, içinden bir tane alırım
bazen hatırları için.
Evimize beyaz ekmek girmez.
Yemeklerde kaya tuzu kullanırız.
Sabah
kahvaltısında 1 veya 2 bardak su içmeyi tavsiye ederim. Vücuttaki
toksinleri atar. Bir de kahvaltıda yeşil çay tavsiye ediyorum. Ayrıca,
yeşil çay, böğürtlen, ısırgan ve limon kabuğundan yapılan çay çok
önemlidir. Isırfan yaprağı ve kökü, prostat, mide, meme kanserinden
korur. Ben bunu sabah tüketirim.
Eğer organikse mutlaka 2-3 domates yerim.
Keçi peyniri tercihimdir. Çocukluğumdan beri çok zeytin tüketirim. Zeytin eğer organikse dünyanın en faydalı yiyeceklerinden.
Sabah kahvaltısından her türlü yeşili tüketebiliriz.
Biz
diyoruz ki bire beş veya yedi sebze tüketin. Minerallerinizi,
betakrotenlerinizi, selenyumunuzu vs. bütün minerallerinizi bunlardan
almaya çalışın. Ama bazı oranlar var ki bir oda kadar selenyum
tüketirseniz o zaman kanserden korunursunuz. Ama 200 ünite E
vitaminiyle beraber tüketirseniz prostat kanserinden yüzde 20 korur.
Ben E vitamini alıyorum.
Omega3’ü balıktan alıyorum ama
yeteri dozda alıyor muyuz? Omega 3’ü bir ay içelim, bir hafta
dinlenelim. Çünkü omega 3 bizim için çok faydalı.
Devedikeni
sütü alırım. Bunun karaciğeri kanserinden koruduğu 3 bin senedir malum.
Prostat ve mesane kanserinde tümörü durdurucu etkisi gözlenmiş.
Bromalein kullanıyorum. Ananasın köküdür, özüdür, çok şifalıdır. Ama bunları periyodik olarak kullanıyorum.
Bunun dışında bazı tip mantarlar kullanıyorum.
Hiç
bir şekilde zayıflatıcı gıdalara gitmeyiniz. İnanmayınız diyetçilerin
8-10 kilo verdirdiğine. Çünkü sizi kansere hazırlıyor. Manken olma
sevdasına girmeyin, sağlıklı yaşayın. Tabi ki biz boy kilo oranına
dikkat ediyoruz ama ayda 1-1,5 kilonun üzerinde kilo vermek kansere
hazırlıktır. Çünkü yüksek oranda kilo verdiğimiz zaman, vücuttaki
yıkıcı mahsuller ve tüm zehirli atıklar kansere dönmektedir. Normal
boy-kilo indeksine giriiniz ama ayda 1-1,5 kilo verin.
Mesela
yeşil çay, hem kanserden korur hem de kilo almalarına mani olur.
Bromalein (ananas özü), kilo aldırmaz, vücuttaki ödemi atar, kanserden
de korur. Veya ananası günde 2 bardak tüketin ya da bunları
alamıyorsanız günde 2 bardak yeşil çay tüketin.
Kırmızı et
ben yemem. Ancak ayda ayda ya da bir iki ayda yerim. O da dışarıda
yerim. Bizim eve kırmızı et artık girmiyor. Balık, tavuk ve hindi yerim
sadece."
kaynak: Televizyon Gazetesi
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/4/2008 - Margarin Şakşakçıları Ve Gerçekler!
Margarin şakşakçıları ve gerçekler!
Memleketimizde
öyle beslenme uzmanları, öyle gazeteciler var ki, yurtdışında
yasaklanmış olan şeyleri halka kakalamaya çalışıyorlar. Biz de
soruyoruz, kendi çocuğuna yedirir misin?

Ben
kesinlikle margarin yemem mesela. Birincisi, içinde aslında ne olduğunu
bilmiyorum. Pamuk yağından mı yapılır, motor yağından mı yapılır, hurma
yağından mı? Bunun cevabı belli değil.
İkincisi, sıvı
halden katı hale nasıl olduğunu anlamadığım bir yöntemle getiriliyor.
Ne yayık tereyağı gibi yayıkta oluyor, ne süt kaymağı gibi kaynatılıp
hazırlanıyor. Bilmediğimiz bir yöntem. Çince de bir ismi var:
Hidrojenizasyon.
Üçüncüsü, margarin bir besin değil. Hiçbir
şey değil. Hakiki tereyağı ve kaymağı düşünürsek mesela, bunların
içinde Allah vergisi vitaminler, mineraller var. Yumuşak dokularımız,
iç organlarımızın korunması, eklemlerimiz için ihtiyaç duyduğumuz
“gerçek ve doğal” yağ var. Oysa margarin koca bir hiç.
Bir
şeyin besin olduğunu en iyi nasıl anlarsınız biliyor musunuz? Onu
bakteriler, mayalar yiyorsa besindir. Üstüne böcek konuyorsa besindir.
Bir kenara biraz margarin koyun, ayrı bir yere de tereyağı. Tereyağı
kısa sürede bozulur, ekşir. Çünkü onu gözümüzle göremediğimiz
bakteriler yemeye başlamıştır. Margarinin üstüne gelen de giden de
olmaz. Aylarca bozulmaz, yıllarca bozulmaz.
Dördüncüsü,
“margarin çok ucuz olduğu için bütçemiz ancak buna elveriyor” diyenlere
hak vermiyorum. 100 yıl yaşayan büyüklerimizin iç yağı, böbrek yağı,
kuyruk yağı yerken herhalde bir bildikleri vardı. Bu yağlar şu anda
alabileceğiniz en hesaplı yağlar. Hayvanın güzel otlaklarda otlamış
olması koşuluyla çok sağlıklı yağlar aynı zamanda. En iyi kebapçıların
sırrının kuyruk yağı olduğu aklımızın bir köşesinde kalsın.
Beşincisi,
içinde çok katkı maddesi var. Renginin belli bir sarılıkta olması için
boya, kokusunun belli bir tereyağı taklidinde olması için parfüm,
tadının süt taklidinde olması için başka katkı maddeleri… Kıvamı için
başka katkı maddesi, parlaklığı için başka katkı maddesi…
Altıncısı,
hayvancılığımıza darbe vuruyor. Küçükbaş büyükbaş hayvan besicileri
üstü kaymak bağlayan mis kokulu sütlerden tereyağı yapıp kaymak yapıp
bize satsalar daha iyi değil mi? Bugün bir sürü besici ve mandıra
çalışanı talep azlığından işlerini kaybediyor. Köyünde aç kalıyor.
Köylerden şehirlere göç ediyor, yerinden yurdundan oluyor.
Yedincisi,
margarincilerin hiçbir işe yaramayan ürünlerini pazarlama şekillerini
çok çirkin buluyorum. Margarinin içindeki “trans yağlar”ı, (yani
aslında bir cinsten başka bir cinse geçirilmiş yağlar) vücudumuz
tanımıyor. Biz trans yağ yemeye devam ettikçe bu yabancı maddeler
vücudumuzu hasta ediyor. Bu gerçeği bilen New Yorklular mesela, bütün
lokanta, kafeterya, vb. toplu yemek yenilen yerlerde trans yağ
kullanılmasını yasakladı. Bir de reklamcılar, utanmadan “geri kalmış
ülkenin geri kalmış insanları” gibi gördükleri bizleri, kalbe faydalı,
çocuklarınıza mutlaka yedirin diye kandırmaya çalışıyorlar (bir avuç
dolar için değer mi?).
Hadi margarin üreticilerini anladık.
Yaptığı işten zaten utanan reklâmcıları da anladık. Peki, beslenme
uzmanlarına ne oluyor onu anlamadık. Kol kola vermiş, “çocuklarınıza
margarin yedirin” diyorlar. Vatan gazetesinde “Margarin çocuklar için
sağlıklı bir enerji kaynağı” diye devasa bir haber yapan Ayşe Aydın’a
ne oluyor onu da anlamadık. Ayşe Aydın’a ve beslenmekten haberi olmayan
beslenme uzmanlarına soruyorum: Sizin bu marifetlerinizi okuyup, inanıp
da çocuğunu margarinle beslemeye kalkan bir anne çocuğunun 15 yaşında
kalp hastası olduğunu öğrenirse bunun vebalini üstlenecek misiniz?
Vicdanınız rahat edecek mi? Geceleri rahat uyuyabiliyor musunuz? Kusura
bakmayın Ayşe Hanım, piyasada bu kadar yayın varken, margarinin ne olup
ne olmadığı bu kadar çok yazılıp çiziliyorken bir sürü insanın
okuyacağı koca bir gazete yazısında margarini övebilmek
için…(boşlukları siz doldurun).
Sekizincisi, biz
margarinleri “trans yağ”, “hidrojenizasyon” “pamuk yağı” diye deşifre
ettikçe içinde bunların olmadığı yeni margarinler türetiyorlar. Şimdiki
son model margarinlerden bazılarının bu maddeler, bu yöntemler olmadan
hazırlandığını iddia ediyorlar. Sonuçta “Bed asla necabet mi verir hiç
üniforma? Zerdus palan ursan eşek yine eşektir”!
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
21/4/2008 - SA DÖKÜLMESİ VE DOĞAL SAÇ BAKIMI
Saç uzunluğu kafanızın şekli ve genişliği ile orantılıdır ve yeni teknolojilerle bile bunu değiştirmenize olanak yoktur.
Sağlıklı ya da sağlıksız saç yoktur. Saçımız aslında ölüdür. Ölü olmasaydı kesildiğinde canımız yanmazmıydı?
Eğer
saçlarınızın ucu kırılmamışsa ya da boyama yüzünden hasar görmemişse
onu sürekli kestirip sağlıklı ve uzun yapmaya çalışmak yanlış bir şey.
Sadece stil değişikliği düşünenler için sık saç kestirilmesi
önerilebilir.
Küçük reçeteler
Saç
deriniz kuruyor ve kaşınıyor ise, başınızı elma sirkesiyle yıkayın.
Elma sirkesi kaşıntınızın kesilmesine yardımcı olacak, kuruluğu da
giderecektir.
Saçınız
sürekli karışıyor ve zor mu taranıyor? Herhangi bir saç kreminden çok
az bir miktarı (birkaç damla) spreyli bir şişeye koyun. Su ekleyin ve
iyice çalkalayarak kullanın.
Kepekten
korunmak için bal kullanın! Çeyrek bardak sıcak suda 1 kaşık balı
eritin. Parmaklarınızla saç diplerinize masaj yaparak bu karışımı iyice
yedirin. Daha sonra saçınızı yıkayıp durulayın. Farkı farkedeceksiniz.
Saçınızın sağlıklı olması için yapabilecekleriniz:
- Günlük olarak pahalı olmayan bir Vitamin (One-A-Day) alın.
- Saçınızı fazla taramayın. Sadece gerektiğinde şekil vermek için tarayın.
- Kaliteli bir tarak ya da fırça kullanın. Keskin metal ya da plastik uçlar saçlarınızın uçlarının kırılmasına neden olur.
-
Kaliteli saç ürünleri kullanın. Çoğu alışveriş merkezlerinde satılan
şampuan ve saç ürünleri aslında birçok kötü kimyasal maddeyi içlerinde
bulunduruyor. Mesela 'ammonium laurel sulfate' , ya da silikon içeren
ürünler saçınızı kurutarak daha kolay kırılmasına neden olabiliyor.
İçlerinde birçok koruyucu madde bulunduğunu iddia eden bu ürünler
saçınız için aslında en büyük tehlikeyi oluşturuyor.
- Saçınızı sıkı bantlarla toplamayın. Bırakın rahat kalsın. Bu tür toplama şekilleri de kırılmalara neden oluyor.
Sıcak yağ tedavisi
Kurumuş
ve yıpranmış saçları en iyi canlandırma yöntemi zeytinyağı tedavisidir.
Saçlarınıza parlaklık vermek ve beslemek için 2 çorba kaşığı
zeytinyağını ısıtın. Bunu yavaş yavaş tüm saç derinize yedirin. Sıcak
suda ıslattığınız bir havluyu sıktıktan sonra bir türban gibi başınıza
sarın. Havlu soğurken bu işlemi iki veya üç defa tekrarlayarak, başın
yağı iyice emmesini sağlayın. Sonra saçlarınızı yıkayarak, iyice
durulayın. Bu bakım türü, özellikle çabuk kırılan saçlar için çok
yararlıdır.
Hintyağı tedavisi
Yarım
çay fincanı hintyağını ısıttıktan sonra baş derinizi ovarak saçınızın
yağı emmesini sağlayın. Yavaş yavaş tarayacağınız saçlarınızı kaynar
suya batırırıp sıktığınız havluyla sarın. Bu işlemi yaptıktan sonra
yarım saat kadar bekleyip şampuanla yıkayın. Bu tedavi, fazla ince,
çabuk kırılan, kuru saçlara iyi gelir.
Zeytinyağı ve bal tedavisi
Yarım
çay fincanı yeşil zeytinyağıyla bir çay fincanı süzme balı karıştırın.
Bu sıvıyı iyice sallayıp çalkalayın ve bir kaç gün dinlenmeye bırakın.
Daha sonra bu karışımı baş derisinize ovarak ve tarayarak yedirin.
Ancak
bu işlemi yaparken tarağın dişlerinin baş derinize batmamasına özen
gösterin. Başınıza bir naylon torba geçirerek, başın sıcaklığını
muhafaza etmeyi sağlayın. Karışımı başınızda yarım saat beklettikten
sonra, saçlarınızı bol suyla durulayın. Bu işlem, koyu renk saçların
ışıltılı bir hal alıp parlamasını sağlar.
Protein tedavisi
Yumurta
ile yapılacak protein tedavisi hemen hemen her tür saç için uygundur.
İki yumurtayı çırpın ve içine yavaş yavaş bir çorba kaşığı zeytinyağı,
bir çorba kaşığı gliserin, bir çorba kaşığı sirke (mümkünse elma
sirkesi) ilave edin.
Saçınızı
bir kez şampuanladıktan sonra saçlarınıza bu karışımı sürüp 15-20
dakika bekleyin. Saçlarınızı iyice duruladıktan sonra saçlarınızın çok
kısa sürede canlandığını fark edeceksiniz.
Kakao yağı tedavisi
Koyu
renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemi ise
aşağıda anlatılan bu karışımdır. İçinde su kaynayan genişçe bir
tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı
ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz
lanolini bu ikinci kabın içinde eritin.
Bütün
bu yağlar eriyince, kabı kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice
çırpın. Bu karışımdan 1 çorba kaşığı kadarını alarak buna 1 çorba
kaşığı su katın, iyice karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve
bu durumda 15 dakika ile yarım saat arasında bekleyin. Ardından
saçınızı yıkayıp durulayın. Bu tedavi koyu renk saçlara yeni bir
canlılık ve parlaklık verir.
Parlak saçlar için
1
yumurtanın sarısı ile 2 çorba kaşığı zeytinyağını karıştırın. Saç
diplerine sürüp masaj yapın ve 10 dakika bekleyin. Şampuanla yıkayıp
durulayın. Saçlarınızın parlak ve sağlıklı bir görünüm kazandığını
göreceksiniz.
Besleyici maske
1
yumurta sarısı, 1 çay bardağı demlenmiş çay, 1 çorba kaşığı badem yağı
ve 2 damla limon suyunu bir kapta karıştırın. Saç diplerinize sürüp
masaj yaparak iyice yedirin. 10-15 dakika bekleyip şampuanla yıkayın.
Kepekli saçlar için
2 çorba kaşığı limon suyu veya sirkeyi 4 su bardağı suya ilave edip ılıtın. Saçlarınızı yıkadıktan sonra bu karışımla durulayın.
Derinlemesine temizlik ve parlak görünüm için
Malzemeler:
1 fincan taze sıkılmış limon suyu veya sirke
Yapılışı:
Saçlarınızı
şampuanladıktan sonra bir fincan limon suyu ya da sirkeyi saçlarınıza
döküp, masaj yaparak iyice yedirin. Ardından saçlarınızı durulayın. Saç
kremi sürün ve yıkayın. Bu, saçlarınızdaki tüm kiri alır ve saçlarınıza
nefis bir parlaklık verir. Bu yöntemi 2 haftadan önce tekrarlamayın.
Kepekli, dökülen ya da incelen ve kırılan saçlar için
Malzemeler:
Çemen tohumu
Yapılışı:
Çemen
tohumlarını çektirin ve geceden suya yatırın. Elde ettiğiniz macunu saç
derisine masaj yaparak sürün ve 15-20 dakika bırakın. Yumuşak bir
şampuanla yıkayın. Bu macun kepek, dökülen, incelen, kırılan saçlar ve
kellik gibi sorunlara iyi gelir.
Yumuşak ve parlak saçlar için
Malzemeler:
Çeyrek fincan elma sirkesi
Bir çorba kaşığı şifalı ot (probleminize göre ihtiyacınız olan otu listeden seçin)
Genel saç bakımı için: Biberiye yaprakları, ısırgan, dulavratotu kökü, mürver çiçekleri
Kuru saçlar için: Papatya, kara kafes otu kökü, ısırgan, mürver çiçekleri
Yağlı saçlar için: Limon kabukları, nane, limon otu
Yapılışı:
Saçınıza
uygun otu, yeter miktarda kaynayan suya atın ve yarım saat tutun. Buna
çeyrek fincan elma sirkesini de ekleyerek iyice karıştırın. Saçlarınızı
şampuanlayın. Karışımı saçlarınıza tekrar tekrar dökün.
Parlak saçlar için
Malzemeler:
Bir portakal
1 çorba kaşığı bal
Birkaç damla sandal ağacı yağı
Yapılışı:
Portakalın suyu, su, bal ve sandal ağacı yağını karıştırın. Bunu şampuan sonrası durulamada kullanın.
Yıpranmış saçlar için
Malzemeler:
Bir muz
Birkaç damla badem yağı
Yapılışı:
Muzu
badem yağıyla karıştırın ve saçlarınıza masaj yaparak uygulayın. 15 dk
kadar saçınızda bıraktıktan sonra, maden suyuyla durulayın. Ardından
şampuanlayıp saç kremi sürün.
Kuru saçlar için
Malzemeler:
Bir çorba kaşığı bal
Yarım fincan tam yağlı süt
Yapılışı:
Balla sütü karıştırıp saç derisine masaj yapın ve 15 dk bırakın. Yumuşak bir şampuanla yıkayın.
Dökülen saçlar için
Aşağıdaki
malzemeler tek bir maske için değil, farklı maskelerde kullanılmak
üzeredir. Bu nedenle yapılışları okursanız, her birinin ayrı maskeler
olduğunu göreceksiniz.
Malzemeler:
Zeytinyağı
Bal
Tarçın
2 yumurta
Alfalfa
Ispanak
Kişniş
Badem yağı
Öncelikle
yeşil yapraklı sebzeler, havuç, mango, kuru kayısı, tahıllar, brüksel
lahanası ve mercimek içeren protein açısından zengin bir diyetle
beslenin.
Yapılışı:
Maske 1:
Zeytinyağı, bal ve tarçını karıştırarak bir macun hazırlayın. Bunu saç
derisine masaj yaparak yedirin ve 15 dakika tutun. Yumuşak bir
şampuanla yıkayın. Haftada 3-4 kez tekrarlayın.
Saçları uzatmak için: Her gün alfalfa, taze ıspanak ve taze kişniş sularını karıştırıp için. Bu, saçlarınızın daha çabuk uzamasını sağlar.
Maske 2: Günde 2-3 kez saç derisine badem yağı sürün. Bu saçlarınızın daha fazla dökülmesini engeller.
Kırılan saçlar için
Malzemeler:
Hindistancevizi yağı
Misket limonu suyu
Yapılışı:
Haftada iki kez, misket limonu suyuyla karıştırdığınız hindistancevizi yağını saçlarınıza sürün.
Elektriklenen saçlar için
Malzemeler:
Bal
Yapılışı:
Bir
çorba kaşığı balı bir litre suyla karıştırıp, bunu şampuandan sonra
durulama suyunda kullanın. Saçınızı her yıkadığınızda kullanın.
Gören
göze güzel, çirkin hepsi bir; Aşıklara cennet, cehennem hepsi bir;
Ermiş ha çul giymiş, ha atlas; Yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi
bir...
Saç
bakım maskeleri, saç tellerini onarır ve saçların derinlemesine
bakımını sağlar. Maskenizi saç yapınıza uygun olarak seçin. Etkili
bakım için haftada bir kez uygulayın. Boya, perma, güneş gibi saçları
yıpratan durumlarda ise haftada 2 veya 3 kez şok bir kür uygulayın.
Böylelikle saçlarınız eski canlılığına daha çabuk kavuşur.
Kullanım önerisi:
Fındık
büyüklüğünde bir parça maskeyi temiz saça uygulayın. Maskenin saça daha
iyi ve hızlı nüfuz etmesi için saçınızı sıcak bir havlu ile sarın.
Maskede önerilen süre kadar bekledikten sonra bol suyla durulayın.
Durulamanın sonunda diplerden uçlara soğuk su tutun.
Biberiye & Sirke Saç Durulama Suyu
Bu
durulama suyunu şampuandan sonra saç besleyicisi yerine
kullanabilirsiniz. Aynı zamanda saçınızı şekillendirici ürünlerden
güzel bir şekilde arındırmaktadır. Sirkeli durulama suyu aynı zamanda
saçınızın parıl parıl parlamasını sağlayacaktır. Biberiye ise saç
derisinde kan dolaşımını düzenler ve saçın daha hızlı uzamasını sağlar.
Kuru ve incelmiş saçlar için özellikle önerilir.
İki
dal biberiyeyi bir kavanoza koyun. Kavanozu elma sirkesi ile doldurun
ve bir hafta boyunca karanlık bir odada saklayın. Günde bir kere
kavanozunuzu sallayın ve biberiyenin iyice dağılmasını sağlayın. Bir
hafta sonra suyu süzün.
1/3 fincan solüsyonu 3 fincan su ile seyreltin. Şampuanlanmış ıslak saçınıza ve saç derinize uygulayın. Saçınızı durulayın.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
21/4/2008 - KIRIŞIKLAR İÇİN DOĞAL MASKELER

Kırışık normal/kuru ciltler için maske: 1 yumurta
sarısını 1 çorba kaşığı zeytinyağı ve 1 çorba kaşığı bal ile
karıştırın. Karışımı cildinize sürün. İlk kat kuruyana kadar bekleyin.
Sonra ikinciyi uygulayın. O da kuruduktan sonra üçüncü tabakaya geçin.
25 dk sonra bekledikten sonra, durulanın. Bir ya da bir buçuk ay,
haftada 1-2 kez yapın. 2-3 ayda bir tekrarlayın.
Enerji verici maske: Yüzünüzü yıkamak yerine, taze
koyu demlenmiş çayın içine pamuk batırarak yüzünüzü ovalayın. Bu olgun
ciltleri kuvvetlendirir. Aynı zamanda daha koyu bir tene sahip olmanızı
sağlar.
Her cilt tipine uygun kırışıklık maskesi: 1 çorba
kaşığı süzme peyniri (cottage cheese) 2 çorba kaşığı ekşi krema ve 1
tatlı kaşığı tuza karıştırarak yüzünüze sürün. 15-20 dk bekledikten
sonra ilk önce ılık sonra da soğuk suyla durulanın. Ardından
nemlendiricinizi sürün. Bu maskeyi 6 hafta boyunca haftada 1-2 kez
uygulayın.
Yulaf ezmesi maskesi: 2 çorba kaşığı yulaf ezmesini
4 çorba kaşığı süt ya da krema ile karıştırın. 10-15 dk beklettikten
sonra yüzünüze sürün. 20 dk sonra ilk önce ılık sonra soğuk suyla
yıkanın. Nemlendiricinizi sürün.
Çok etkili ve besleyici kırışıklık maskesi: 2 çorba
kaşığı keten tohumunu 2 fincan su ile karıştırıp, tohumlar yumuşayana
kadar kaynatın. Eğer kırmızı kılcal damarlarınız yoksa dayanabildiğiniz
sıcaklıktaki püre haline gelmiş tohumları yüzünüze sürün. Kırmızılık ya
da belirgin damarlarınız varsa soğuduktan sonra sürün. 20 dk bekleyin.
Önce ılık ardından soğuk su ile yüzünüzü yıkayın. Nemlendiricinizi
sürün.
Aydınlatıcı kırışıklık maskesi: 1 tatlı kaşığı
maydanozu 1 tatlı kaşığı dereotu ile karıştırın. Üzerine 2 bardak
kaynamış su ekleyin. 2 saat bekleyin ve süzgeçten geçirin. Pamuk
havluyu bu suya batırarak yüzünüzü 15-20 dk kompres yapın. Ardından
nemlendiricinizi sürün.
Çok kuru, ince ve soluk ciltler için maske: 2 adet
şeftaliyi ezerek püre haline getirin ve içine 1 tatlı kaşığı limon suyu
ekleyin. 15-20 dk sonra yüzünüzü yıkayın ve nemlendiricinizi sürün.
Kuru ciltler için kırışıklık maskesi: 2 tatlı
kaşığı balı 2 çorba kaşığı yulaf ezmesi ile karıştırın. 1 çorba kaşığı
koyu siyah çayı 1 çorba kaşığı gazsız maden suyu ile karıştırın.
Üzerine 2 tatlı kaşığı havuç ya da pancar suyu ekleyin. Karışımı 10-15
dk buharda pişirin. Ilıklaştıktan sonra kalın bir kat halinde yüzünüze
uygulayın (üzerini kağıt havlu ile kaplayın). 15-20 dk sonra ılık su
ile durulayın. Nemlendiricinizi sürün. 
Anti-aging yüz maskesi
6 tatlı kaşığı çuhaçiçeği yağı
1 tatlı kaşığı ılık erimiş bal
2 damla portakal çiçeği yağı
2 damla mandalina yağı
2 damla portakal yağı
2 tatlı kaşığı badem
Malzemeleri karıştırarak yüzünüzü sürün. 20-25 dk bekledikten sonra
ılık su ile durulayın. Bu maske cildinizi tazeler ve gençleştirir. Aynı
zamanda aroması enerjinizi arttırır ve mutluluk verir.

Cilt Lekeleri İçin Maske :
1
adet elmanın suyunu 1 adet limon suyu ile karıştırın. Daha sonra
karışımın içine biraz zeytinyağı ve süt ilave edip merhem kıvamına
gelene kadar kısık ateşte kaynatın. Hazırladığınız bu merhemi
soğuduktan sonra cildinize masaj yaparak günde bir defa sürün.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/4/2008 - Birileri kilonuzu gözetliyor
Birileri kilonuzu gözetliyor
Küçük
tabaklarda yemek yiyor, iyice çiğniyorlar. Besinler haşlanıyor. Weıght
Watchers (Ağırlık Gözlemcileri) derneğinin üyeleri düşük kalorili
diyetlerle zayıflıyor. Yemek tariflerini de birbirleriyle
paylaşıyorlar. Mutlaka günde 6-8 bardak su içiyorlar. Gazlı, kolalı
içecekler ile yemeklerden sonra çay içmek yasak. Meyve suyu ise
sınırlı.
Onlar zayıfladı şimdi sıra sizde
1961 yılında
Amerikalı bir ev kadını tarafından kurulan Weight Watchers (Ağırlık
Gözlemcileri), günümüzde 23 ülkede şubesi olan büyük bir dernek.
Üyelerin amacı zayıflamak. İşte sırları.
Weight Watchers
(Ağırlık Gözlemcileri) adlı sosyal kuruluş, 1961 yılında kendisi de
şişman olan ev kadını Jean Niedick tarafından New York'ta kuruldu.
Bugün Amerika'nın her şehrinde ve 23 yabancı ülkede şubesi var. (Henüz
Türkiye'de yok.) Bu derneğe 10 yaş üstü ve 5 kilo ağırlık fazlası
olanlar üye olabiliyor. Amaçları ise üyelere diyet planı uygulatmak
değil, aynı zamanda bir yaşam biçimini benimsetmek... Son günlerde
aşırı kilo vermenin getirdiği sağlık sorunları ve daha acısı ölümlerin
olması, doğru seçim yapmanın önemini gündeme getirdi. Bu sistemle
sağlığı koruyucu diyet programıyla birinci haftada 1.5-2 kg., daha
sonraki haftalarda 0.5-1 kg. verilmesi amaçlanıyor. Her üye programa
başladığında ulaşmak istediği ağırlığı ve bu ağırlığa ulaşacağı süreyi
belirledikten sonra uygulamaya başlıyor. Dernek üç değişik diyet
geliştirmiş. Üyeler de bu diyetlerden kendileri için uygun olanı
seçiyor. Günde 3 öğün yemeleri ve 6-8 bardak su içmeleri öneriliyor.
Her hafta en az 45 dakikalık toplantılara katılmak zorunlu. Bu
toplantılarda üyelere yemek tarifleri de veriliyor. Toplantılarda
başkan yönetiminde son gelişmeler tartışılıyor. Toplantıya da üyelerden
biri başkanlık ediyor. Bir üyenin başkanlık yapabilmesi için en az 5
kilo vermiş, bu kiloyu 6 hafta korumuş ve 8 haftalık eğitim
workshoplarına katılmış olması şart. Amaçladığı ağırlığa ulaşan üyeler,
bu ağırlığı 6 hafta koruduklarını belgelerse ömür boyu ücretsiz üyelik
sıfatını kazanıyorlar. Ancak her ay tartılmak zorundalar.
1. Bu
sistemde düşük kalorili beslenmenin önemi vurgulanıyor. Çünkü düşük
kalorili beslenme, yaşlanma sürecini yavaşlatıyor, uzun vadede yemek
yemede midenin adaptasyonunu sağlayarak az miktarlarda doyum
sağlanmasına olanak sağlıyor.
2. Günde 6-8 bardak su içilmeli. Çünkü su, yağların daha kolay enerji olarak kullanılmasını hızlandırıyor.
3.
Günde 5 fincan sadece açık ve limonlu veya yeşil çay içmeye izin
veriyor. Çünkü limonlu ve yeşil çay rahatlatıcı etkisiyle beraber
diyete uyumu kolaylaştırıyor. Daha önemli öneri ise şu: Yemek sonrası
çay içmeyin. Yemekten en az 1 saat önce çay için.
4. Yemek
pişirme teknikleri çok önemli. Bu zayıflama sisteminde her daha az
kalori içeren yemek, tatlı veya pasta tarifi geliştirmek zorunda.
Ayrıca bu tarifleri dernek üyeleri birbirine öneriyor.
5. Gazlı, kolalı, şekerli içecekler kesinlikle tüketilmemeli.
6. Sistemde öğün sayısı 3. Öğünler arası en az 4-5 saat ara verilmeli.
7.
Weight Watcher'lar kesinlikle bilimselliği kanıtlanmamış, kesin
sonuçlar alınmamış diyet destekleyicisi kullanmıyor. Çünkü yıllardır
kullanılan bu ürünlerin vücut sağlığı için olumsuz etkilerinin daha
fazla olduğuna inanıyorlar.
8. Kalori değeri yüksek besinlerden uzak duruyorlar; patates cipsi, kremalı soslar, makarnalar, katı yağlar gibi...
9. Küçük tabaklarda yemek yiyorlar. İyice çiğniyor, tabaklarına yiyebilecekleri kadar koyuyorlar.
10. Bir restoranda mümkün olduğunca sipariş verdikleri yiyeceklerin yarısını yiyorlar.
11. Besinler ya haşlanarak ya da fırınlanarak hazırlanıyor.
12. Mutlaka her gün kahvaltı, ve akşam yemeklerinden sonra 30 dakika tempolu yürüyüş yapıyorlar.
13. Diyetlerinin yüzde 21'i protein, yüzde 55'i karbonhidrat ve yüzde yağlardan oluşuyor.
Weight Watchers Diyeti
Kahvaltı
1
kase yağsız süt, yarım su bardağı taze sıkılmış portakal suyu, dörtte
üç kase kahvaltılık şekersiz tahıl gevreği, 1 ince dilim tost ekmeği,
yarım adet domates, yarım adet salatalık.
Öğle
2 köfte
kadar yağsız ve derisiz tavuk eti, 2 ince dilim beyaz ekmek, yarım adet
domates, 1 adet elma, 1 su bardağı taze limonla hazırlanmış limonata.
Akşam
2
köfte kadar yağsız haşlanmış kırmızı et; yarım kase havuç rendesi; az
yağlı 4 adet brüksel lahanası, marul, roka ve maydanoz karışımı; yarım
kase taze çilek; 1 ince dilim tost ekmeği; yarım kase yağsız yoğurt.
Ara
2 adet grissini. Bu diyet 1265 kalori, 174 gram karbonhidrat, 68 gram protein, 26 gram yağ içermektedir.)
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/4/2008 - Dengeli beslenme-Hangi yaşta ne yapmalı?

Serbest radikaller, hormonların azalması ve sağlıksız yaşam. Sağlıklı bir yaşlılık için bu üç faktöre karşı savaş açmanız gerekiyor. Özellikle beslenme şeklinizde yapacağınız değişiklikler ve vitamin desteğiyle biyolojik yaşınızı değiştirmeniz mümkün.. Tabii spor yapmayı da ihmal etmeyerek. 20-30`lu yaşlar Sağlıklı bir gelecek için önleminizi alın Psikoloji: Hayat şimdi başlıyor! Eğlenmek ve hızlı bir tempoda yaşamak elbette sizin hakkınız! Ancak 20 - 30`lu yaşların, ileride oluşabilecek sağlık sorunlarının temelini oluşturduğunu da unutmayın! Dolayısıyla bu yaşlarda ideal kilonuzu koruyun, sigara içmeyin ve aşırı alkol almayın! Yani genç kalmak için sağlıklı yaşamdan vazgeçmeyin! Beslenme ve vitaminler: İstediğiniz her türlü besini rahatlıkla yiyebileceğiniz yaştasınız. Ancak ileride herhangi bir sağlık problemiyle karşılaşmamak ve gençliğinizi korumak için dengeli beslenin. Serbest radikal denilen zararlı maddeler vücudumuzda yavaş yavaş hasarlara neden olmaya başlıyor bu nedenle uzmanlar antioksidanlara bu yaşlarda da ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor. Ayrıca doğurganlık yaşına gelmiş tüm kadınların folik asit takviyesine başlamasını tavsiye ediyorlar. Günlük kalori ihtiyacının yüzde 55 - 65`inin karbonhidratlardan, yüzde 20 - 30`unun yağlardan ve yüzde 20 - 25`inin proteinlerden alınması gerektiğine dikkat çekiyorlar. Ancak partide zayıf görünmek ya da son anda karar verdiğiniz tatilde bikininizi giyebilmek için şok diyetler uygulamaktan kaçının. Çünkü sıkı uyguladığınız diyeti bıraktığınızda, yağ depolama mekanizması daha da hızlı çalışarak bulabildiği tüm fazla kalorileri yağa çevirir. Hormonlar: Testosteron ve kortizol gibi hormonlar, bilgi aktarımını sağlayan `ileti` maddeleridir. Vücudumuzdaki çeşitli bezlerden salgılanan bu hormonlar, kan dolaşımı aracılığıyla organlara ulaşıyor ve orada biyokimyasal reaksiyonlar oluşturuyor. Örneğin; stres gibi! Bu yaşlarda vücudunuz yeterli miktarda hormon salgılayabiliyor. Ancak 30 yaşını geçtikten sonra hormon salgılanmasında azalma görülüyor! Bunun sonucunda stres katsayısı artıyor ve vücudunuz serbest radikallere karşı etkin bir koruma sağlayamıyor. Spor: Bu yaşlarda kazanacağınız `güç`, biyolojik yaşınızın temelini oluşturacak. Dolayısıyla her gün spor yaparak `kemik` ve `kas` kitlesini güçlendirmeye özen gösterin. Genç kalmanın ve sağlıklı yaşamanın yolu, düzenli olarak spor yapmaktan geçiyor. Çünkü egzersizler, büyüme hormonunun salgılanmasını sağlıyor. Sporu abartmak ise tam tersine yaşlanma sürecini hızlandırıyor. Uzmanlara göre; vücudumuza oksijen kazandıran, belirli bir sürede ve devamlılıkta yapılan, büyük kas gruplarını çalıştıran, nabzı hafif derecede yükselten ve sizi nefes nefese bırakmayan "aerobik " türü egzersizler yarar sağlıyor. Danstan yüzmeye, stepten bisiklete kadar pek çok sporu yapabilirsiniz. 30-40`lı yaşlar Hormonlara dikkat! Psikoloji: Soluk alacak zamanınız yok... Öyle ya, bir an önce kariyer sahibi olmalısınız! Ancak unutmayın ki, başarısızlık korkusu ve stres, zamanından önce yaşlanmanın en önemli faktörleri. O halde, kendinize zaman ayırın. Unutmayın, kendinize ayıracağınız zaman, stres nedeniyle yükselen kortizol değerlerinizin düşmesini de sağlar. (Kortizol, hücrelere ve metabolizmaya zarar vererek yaşlanmayı hızlandıran bir hormon.) Bunun en iyi yolu, zihin, beden ve ruhun bütünleşmesini sağlayan yoga ve meditasyon yapmak. Beslenme ve vitaminler: Kırmızı eti haftada bir iki kez tüketmenizde bir sakınca yok; tabii yağsız bölgelerini! Besinlerde kilo aldıran unsur, ölçüsüz yenen yağlı yiyecekler ve basit şekerli gıdalardır. Ancak yağı tamamen kesmeniz veya çok azaltmanız da doğru değil. Tercihiniz zeytin yağı olmalı ve mümkünse pişirmeden tüketmelisiniz. Şeker kullanımını da önce yarıya, sonraları dörtte bire indirin. En önemlisi de hücrelerinizi serbest radikallerin zararlarından korumak için günde en az 5 kez sebze ve meyve yemeyi ihmal etmeyin! Sebzeleri mümkün olduğunca çiğ ya da az pişmiş olarak yiyin. Çünkü sebzeler pişirildiklerinde vitamin değerlerini yüzde 20 - 80 oranında kaybediyorlar. Brokoli, maydanoz ve su teresi sadece aklınızda değil, aynı zamanda sofranızda da bulunsun! Bu sebzeler, vücudunuzu toksinlerden arındıran etkiye sahip. Mutlaka kalsiyum içeriği yüksek olan gıdaları tüketmelisiniz eğer yapamıyorsanız kalsiyum içeren vitamin takviyeleri de kullanabilirsiniz. Eğer spor yapıyor ya da yoğun stres ortamında çalışıyorsanız, vücudunuzun halsiz kalmaması ve yıpranmaması için C ve E vitamini içeren multivitamin takviye edin; tabii bir sağlık uzmanına danışarak! Hormonlar: 30`lu yaşlardan itibaren vücudumuz bir yandan serbest radikallerle başetmeye çalışırken diğer yandan yavaş yavaş başka bir olumsuzluk ortaya çıkıyor; hormon seviyesinin düşmesi! Bu yaşlarda, vücudumuzdaki çeşitli bezlerden salgılanan ve etkilerini çeşitli organlarla, sistemler üzerinde gösteren hormonlarımız, 30 yaşından sonra azalmaya başlıyor. Bu hormonlardan en önemlisi, `büyüme hormonu`. Büyüme hormonunun azalması, diğer hormonların da azalmasına ve organların iyi çalışamamasına neden oluyor. Ancak azalan hormonları yerine koymak için hemen hormon takviyesi gerekmiyor çünkü uzun süreli hormon kullanımlarının sonuçları hakkında hala net bilgiler yok bu nedenle öncelikle doğal yöntemler deneniyor. Örneğin; bazı günler akşam yemeklerini atlayarak, kas çalışmaları yaparak, ideal kilonuza ulaşarak, belirli bazı besinler ve vitamin takviyelerine öncelik vererek büyüme hormonunun seviyesini artırabilirsiniz. Spor: Egzersizlerin olumlu etkilerini görebilmeniz için haftada en az 5 gün uygulamaya özen gösterin. Tabii spor yapmaya başlamadan önce mutlaka uzmanından bilgi almayı da ihmal etmeyin. Unutmayın, amacınız, aslında kilo vermek değil, yağ kilolarını kaybetmek. Yani kas kaybetmek değil, yağ kaybetmek. Her iki günde bir yarım saat ya da 45 dakika jogging yapabilirsiniz. Hafta sonları da iki saat bisiklete binebilir, yüzebilir, dans edebilir ya da yine jogging yapabilirsiniz. 40-50`li yaşlar Beslenmenize özen gösterin Psikoloji: Zaman hızla akıp gitti, değil mi? Bir de baktınız ki 40`lı yaşlara gelmişsiniz! Üstelik hâlâ çok gençsiniz ve istediklerinizi yapabilirsiniz. Hayata daha pozitif bakmak için meditasyon ve yoga yapın. Ayrıca kitap okumanın hücreleri canlandırdığını, ezber çalışmasının da beyninizde adeta jogging etkisi yarattığını biliyor muydunuz?

Beslenme ve vitaminler: Katı yağlardan ve kırmızı etten kaçının. Osteoporozdan korunmak için bol miktarda yeşillik ve kalsiyum içerikli vitaminler tüketin. Bu yaşlarda takviyeye ihtiyacınız var. Bunlar; C vitamini, E vitamini betakaroten, selenyum, koenzim Q - 10, üzüm çekirdeği ekstresi, sarmısak, omega 3 yağ asitleri gibi maddeler. Hormolar: Modern bir kadın olarak, menopoz sonrası eksilen kadınlık hormonları östrojen ve progesteron`un takviyesine yabancı değilsiniz; yani Hormon Replasman Tedavisi`ne (HRT). Bu tedavinin amacı, östrojen ve progesteron kaybı nedeniyle oluşan kalp krizi ve osteoporoz riskini azaltmak, estetik açıdan yaşlanmanızı engellemek ve duygusal sorunlarınızın giderilmesine yardımcı olmak. Tabii ki HRT almak için mutlaka doktor gözetiminde olmalısınız. Olası göğüs kanseri riskine karşı her yıl mamografi çektirin. Her yıl düzenli olarak check-up`tan geçin.
Spor: Siz, bilinçli bir Formsante okurusunuz ve `Bu yaştan sonra spor yapılır mı?` düşüncesinin ne denli yanlış olduğunu biliyorsunuz. Sağlıklı yaşam ve kilo vermek için en iyi egzersiz, aerobik tarzda, yani vücuda oksijen kazandıran egzersizler. Uzmanlara göre, herkesin rahatlıkla uygulayabileceği en iyi egzersiz, yürüyüş yapmak! Dolayısıyla haftanın 5 günü yarımşar saat yürüyün.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/4/2008 - Akıl Sağlığı Dakika Diyeti
Akıl Sağlığı Dakika Diyeti Akıl sağlığı diyeti ! Hem akıl hem de beden sağlığını koruyan ve fazla kilo aldırmayan beslenmede Somon başrolde… Kilo almadan ruhsal ve bedensel sağlığımızı koruyabilmek için, kalori ve saf nişastalı besinler açısından kontrollü, ama besin kalitesi yüksek bir beslenme tarzı uygulamak mümkün.
Bilim adamlarına göre akıl ve ruh sağlığının merkezi olan beyin, en ufak değişim ve eksiklikten anında etkileniyor. Besin ve mineral değeri düşük, aşırı mayalanmış hamurdan yapılan ekmek, sinir sistemini bozuyor. Buna karşın balık gibi fosforlu gıdalar beyni ışıldatıyor.
Omega-3 yağ asitleri, özellikle beyin, retina ve kalpte yüksek oranlarda bulunuyor. Beynin birçok fonksiyonunda önem taşıyor.
Amerika'da yapılan son araştırmalarda; Omega3, psikiyatrik rejimlerde kullanılmış ve stresse karşı dirençli hale gelen bünyenin ileride oluşabilecek depresyon, intihar eğilimi ve manik depressif dahil bir çok psikolojik rahatsızlığı önlediği belirlenmiş.
Amerikan Kalp Birliği ve Sağlık Enstitüsü, bu yeni araştırmaların sonuçları doğrultusunda, her yetişkinin haftada en az iki kez balık yemesini tavsiye ediyor. Üstelik tavsiye edilen balıklar başta Somon olmak üzere, tümü oldukça yağlı diye bilinen türden. Normal insan için Omega3' ün, günde 1,2 gram alınması yeterli iken, melankolik yada hafif depresyondakilerin ise 4-5 gr mutlaka tüketmesi gerekiyor.
Omega-3’ü almanın en leziz şekli, özellikle somon gibi soğuk denizlerde yetişen yağlı balıklarla zenginleştirilen menüler.
Ancak, her balıkta omega-3 yağ asidi yok, ya da miktarı çok az. Derin ve soğuk denizlerde yaşayan balıklarda daha yüksek. Somon, uskumru, gibi balıklar omega-3 açısından daha zengin. Kültür balıklarında omega-3 seviyesi çok düşük. Bu balıklar mısır gibi besinlerle yetiştirildiklerinden yeterli omega-3 yapamıyor.
Akıl Sağlığı Diyeti
Beslenme uzmanlarına göre; beden sağlığı kadar akıl sağlığını da korumak isteyenler, sabah taze peynir, yumurta, taze meyve suyu veya yulaf ezmesi gibi tahıllar içeren dengeli bir kahvaltı ile güne başlayabilir. Ana öğünlerde balık, yoğurt, bol sebze ve meyve, tam buğday unundan ekmek, bulgur gibi besinler, hem beyin işlevleri için gerekli maddelerini verir, hem de şişmanlık ve kalp damar hastalıklarından korur. Yemek aralarında meyve veya bir miktar fındık, badem gibi yiyecekleri tüketmekte yerinde bir alışkanlıktır. Akşam yemeklerinde ise özellikle “omega 3” yağ asitleri açısından zengin, somon gibi yağlı bir balık yanında, yoğurt, salata ve meyve, tercih edilmelidir.
SOMONUN ÖYKÜSÜ: Yüksek dağlarda kaynayan ırmakların yataklarına bırakılan yumurtalar burada döllendikten sonra, ortak çıkan yavrular gelişene kadar bu soğuk sularda yaşarlar. Daha sonra aşağılara inip denize açılan Somon Balıkları iyice olgunlaştıktan sonra koku duyularını kullanarak doğdukları yere yani ırmak yataklarına doğru bir dönüş yolculuğu yaparlar ve neredeyse zıplayarak suyun akışının tersine, yukarıya doğru çıkarlar. Kendi yaşamlarının başladığı yere yeni yaşamlar verecek yumurtaları bıraktıktan sonra Somon’un yaşam misyonu biter ama yaşam döngüsü devam eder.
Eskimolar yağı ve kolesterolü bol miktarda tüketmekte ancak kalp problemleri yaşamamaktadırlar. Yanıt balıktaki Omega-3’lerdir. Eskimoların kan örneklerini inceleyen araştırmacılar, batılı insan kanında çok düşük seviyede rastlanan bazı maddelerin, eskimoların kanında çok yüksek oranlarda bulunduğunu saptadı. Bu maddeler, Poliınsatureol (çok doymamış) yağların uzun zinciri Omega-3 grubundan olan EPA ve DHA idi. Daha ileri ki çalışmalar her iki maddenin de özellikle Somon ve Ringa gibi yağlı balıklarda bulunduğunu kanıtladı. Araştırmalar ölümlerin %30 oranında azaldığını göstermektedir. Örneğin Japonlar da çok Somon yiyor ve kalp hastalığına az yakalanıyorlar ve daha uzun yaşıyorlar.
TÜRKİYE’DE SOMON
Sağlık açısından vazgeçilmez bir gıda olan somon balığını, ülkemizde son iki yıldır bulmak kolaylaştı. Somon balığını taze ve bütün olarak, dilim olarak, fileto ve fümelenmiş olarak marketlerde veya balıkçılarda bulabilmek mümkün. Bütün olarak satılan somon balıkları 4-5 kg. civarında oluyor.
Somon balığının ülkemizde üretimi yok. Soğuk denizleri seven bu balık için Türkiye’nin denizlerinin ısısı uygun değil. Somon balığı taze olarak Norveç firması Hallvard Leröy’den ithal ediliyor. Dünyaca ünlü ve güvenilir bir firma olduğu bilinen Leröy’ün Türkiye’deki ortağı Alarko.
Alarko Leröy (www.alarko-leroy.com.tr) ortaklığında Norveç somonu tüketici ile buluşuyor. Tanşas, Migros, ChampionSa, CarrefourSa, Gima, Kipa, Makro, Metro, Real, IKEA gibi mağaza, yerel marketler ve şarküterilerde ambalajlı ürünler ve taze somon mevcut. Tüm ürünler toptan tüketim için bütün fileto görüntüsü bozulmadan kiloluk ambalajlarda, tüketiciler içinse daha az gramajlı vakumlu ambalajlar şeklinde satışa sunuluyor. Bütün somon balığı, fileto ve steak (biftek) olarak balıkçılarda da satılıyor.
Ayrıca Alarko-Leröy, İzmit’deki Fabrikası’nda modern ve hijyenik kurallara uygun teknolojilerle, Somon Füme, Somon Pastırma, Somon Loin, Somon Sıcak Füme, Somon Lakerda, Somon Marine, Somon Fileto, Somon Steak gibi ürünleri üretiyor.
Norveç’ten taze olarak ithal edilen balığın taze raf ömrünü uzatmak için üretici firmanın uyguladığı ‘doğal’ koruyucu işleme yöntemleri var ve bunlar hiçbir suni katkı içermiyor.
Balıklar Norveç’ten 0-4C soğutuculu TIR’lara yüklenerek İstanbul’a geliyorlar ve marketlere dağıtılıyor. Alarko Leröy, taze somon balıklarının raf ömrünün 21 gün olduğunu söylüyor, ama genelde marketlerde balıklar üç günde tükenmiş oluyor.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/4/2008 - Yaza Hazırlık Diyeti
Yaza Hazırlık Diyeti
 İki haftada toplam dört kilo vermenizi sağlayacak bu diyetle, hem karnınız doyacak, hem de göz zevkiniz tatmin olacak. Bu programı ikinci haftaya girdiğinizde tekrar uygulamanızı öneririz. Tabii diyet esnasında bol su içmeyi, yürüyüşler yapmayı ihmal etmeyin. İyi zayıflamalar! 1. gün Kahvaltı Şekersiz bitki çayı, iki adet ızgara sosis, bir dilim light ekmek, birer adet domates ve salatalık
Ara öğün 150 gram meyve
Öğle Bir adet yağsız karnıyarık, üç yemek kaşığı pilav, bir kase cacık, salata
Ara öğün İki top istediğiniz çeşit dondurma
Akşam yemeği 200 gram derisiz tavuk eti, beş kaşık bezelye havuç garni, bir dilim light ekmek ve salata
Gece 150 gram meyve 2. gün Kahvaltı Şekersiz çay, bir adet yumurta ve 30 gram sucuklu hazırlanmış yumurta, bir dilim light ekmek ve salata
Ara öğün 150 gram meyve
Öğle İki dilim kavun veya karpuz, 80 gram beyazpeynir ve bir tabak yeşil salata
Ara öğün Bir avuç fındık veya ceviz
Akşam İki adet yumurta, iki adet haşlanmış patatesle hazırlanmış patates salatası, 150 gram light yoğurt
Gece 150 gram meyve 3. gün Kahvaltı Bir bardak şekersiz süt, iki yemek kaşığı müsli, 300 gram taze meyve veya salata
Ara öğün 150 gram meyve
Öğle 120 gram ızgara köfte, dört kaşık fasulye piyazı, bir dilim light ekmek ve turşu
Ara öğün Üç adet kuru kayısı veya kuru erik
Akşam İki adet biber dolma, iki kibrit kutusu büyüklüğünde peynirli börek, 150 gram light yoğurt ve salata
Gece 150 gram meyve
4. gün Kahvaltı Şekersiz bitki çayı, menemen (bir yumurtayla yapılmış), bir dilim light ekmek, birer adet domates ve salatalık
Ara öğün 150 gram meyve
Öğle İki adet hamburger köfte, üç - dört dilim kızarmış patates, bir bardak ayran ve salata
Ara öğün 150 gram meyve
Akşam İstenilen çeşit balık, bir kibrit kutusu büyüklüğünde helva ve salata
Gece 150 gram meyve
5. gün Kahvaltı Şekersiz bitki çayı, 30 gram beyazpeynir, iki ince dilim light ekmek, bir domates ve bir adet salatalık
Ara öğün 150 gram meyve (muz hariç)
Öğle 300 gram light yoğurt, bir tabak az yağlı patlıcan salatası, bir dilim light ekmek ve salata
Ara öğün Bir dilim light ekmek, 20 gram kaşarpeyniri
Akşam 190 gram ızgara köfte, yarım haşlanmış patates ve salata
Gece 150 gram meyve
6.gün Kahvaltı Şekersiz kuşburnu çayı, bir porsiyon peynirli omlet (bir yumurtayla yapılmış), bir dilim light ekmek ve salata
Ara öğün Bir bardak şekersiz limonata, dört adet diyet bisküvi
Öğle İki adet karışık tost (yağsız), bir adet portakal ve salata
Ara öğün Yarım haşlanmış mısır
Akşam 100 gram ızgara biftek, dört yemek kaşığı zeytinyağlı taze fasulye, bir dilim light ekmek ve salata
Gece 150 gram meyve
7. gün
Kahvaltı Bir bardak portakal suyu, bir adet yağsız tost ve salata
Ara öğün 150 gram meyve
Öğle Bir kase mercimek çorbası, bir porsiyon tavuk şiş, bir tabak az yağlı salata
Ara öğün 150 gram meyve
Akşam Bir tabak kıymalı ıspanak yemeği (100 gram kıymayla hazırlanmış), iki kibrit kutusu büyüklüğünde peynirli börek, bir kase cacık ve salata
Gece 150 gram meyve
Diyetisyen Aşkın Yüksel
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Kategoriler
Arkadaşlarım
|