delice bir şeyler

11/4/2008 - ÖSS ÖYLE DEĞİL, BÖYLE KALDIRILIR!!!

Kategori: Egitim
Seçim süreci parti programlarının en az mazot kadar gözdesi oldu, ÖSS”yi kaldırmak. Öyle ki, zamanında kaldıralım dendiğinde samimane destek vermeyenler bile ilk sıralarda zikrediyor ÖSS kaldırmayı. Herhalde bunlar ÖSS kılavuzunu yerden kaldırmakla ÖSS”yi kaldırmayı birbirine karıştırıyor… Evet abarttım belki ama ne yapayım; milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar, yada milleti enayi yerine koyuyorlar demeye dilim varmıyor ki… Öyle ya basit bir hesapla 2 milyona yakın ÖSS adayı, adayların annesi-babası ve en kötü ihtimalle bir de abi yada ablası var. Kabaca bile 8 milyonu aşkın seçmen… E tabii buna hemen her evde en az bir yada iki potansiyel ÖSS adayı olduğunu katmadık bile, oy oy oyyy oyyyyy….

 

E kimse de hayır kaldırma kardeşim demiyor tabi… E kaldıralım da kardeşim vinçle kalkmıyor ki bu ÖSS… Üniversite mezunları bile sınavla yerleştirilirken, üniversiteye yerleştirme sınavını nasıl kaldıracaksınız!?

 

ÖSS bir eleme sınavı… Çünkü talep edenler arzın çok çok üstünde… Her yüz öğrenciden sadece yirmisinin ancak yerleşebildiği kontenjan olduğu sürece de bir eleme şart. ÖSS”yi kaldırmak değil de, belki “üniversiteye yerleştirme sistemini düzenleyerek daha makul ve adil şekle getireceğim” denilebilir ancak… E biz OKS”nin nasıl kaldırıldığını da gördük ! Artan ve adı değişen sınav sayısıyla….

 

Merak ediyorum; hemen her konuda isminin solunda en az birkaç kısaltmalı kelimesi olan danışmanları bulunduran liderler, eğitim alanında hiç mi danışman bulundurmazlar! Bu durum, liderlerimizin eğitime verdiği önemin gerçek göstergesi mi acaba!? Öyle ya canım, konu eğitim olunca “ağzı olan konuşuyor zaten”, uzmanlığa ne hacet… Ha spor, ha eğitim… Zaten bizim çoban Sülo da, kapıcı Hüso da konuşur ve çözer eğitim sorunlarını!...

 

Kısa vadede ÖSS”yi kaldırmak gibi bir lüksümüz maalesef görünmüyor. Sadece sisteme müdahale ederek düzenleme ve değişiklik yapılabilir. Bu en iyimser tavırla, OKS”ye benzer zamana yayılmış ve süreci uzatılmış bir sistemle mümkün olabilir. E bu sistemin geliri de hem daha fazla!... Öyle ya bir sınavdan aldığınız ücreti üç dört defa alma olanağınız var…

 

Peki ÖSS gerçekten kaldırılamaz mı. Uzun vadede evet, elbet kaldırılabilir. Fakat ÖSS sistemini kaldırabilmek için iki temel sorunun çözümlenmesi olmazsa olmazlardandır. Öncelikle üniversite öncesi, yani lise mezunu iş olanakları artırılmalıdır. Mesleki eğitim güçlendirilerek, nitelikli teknik personel yetiştirilebilmelidir (Bu öğrenciler lise sonrası iş hayatına alınarak ilk iki yılının uygulamalı eğitim sayılması ile yüksek okul mezunu statüsü de kazandırılabilir). Bunun için samimi olunmalı,  ideolojik kaygılardan ve paranoyak vehimlerden arınarak mesleki eğitim tekrar ele alınmalı ve nitelikli öğrencilerin de mesleki eğitimi tercih edebileceği bir sistem oluşturulmalıdır. Zira iş dünyası da ara elemana (teknik elemana) ciddi şekilde ihtiyaç duymakta, fakat nitelikli eleman bulamamaktadır. Bunun en büyük göstergesi iş dünyasının meslek lisesi açma girişimleridir. Birtakım ideolojik kaygı ve vehimlerle bitirilen mesleki eğitim vehametini sürdürmekte ve her geçen gün nitelikli ara eleman bulma olasılığını kaybetmektedir. Bu sağlanabildiği zaman üniversite talebinde ciddi azalmalar olacaktır.

 

İkinci olarak, üniversite ve lisans programlarının sayısı mesleki yaşama yönelik ihtiyaç analizleri yapılarak artırılmalıdır. Bu şekilde artırılacak kontenjanlarla eleme ihtiyacı azalarak belki de zamanla kaybolacaktır. Aslında bu noktada son zamanlarda çok ciddi adımlar atılarak birçok ilimize üniversite kazandırıldı. Fakat henüz yeterli öğretim elemanı olmaması nedeni ile bu üniversiteler çok fazla kontenjan artışı getirmedi. Fakat bu bir adımdır ve elbetteki arkası gelmelidir. Demek ki artık anabilim dalları yüksek lisans ve doktora programı açmak için, akrabası yada çoluk çocuğunun bu programlara girebilecek hale gelmesini beklemeden de Anadolu insanına bu kapıları ardına kadar açmalıdır !... Evet “tabela üniversiteleri ne kadar amaca hizmet edebilir ki”, serzenişlerinizi duyar gibiyim… Bugün, dün sadece tabeladan ibaret  olmayan kaç üniversitemiz var ki?! Ve bir yerlerden başlamak gerekmiyor mu?

 

Sinan ÇAĞIRAN
Psikolojik Danışman

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/4/2008 - AÇ KALIN, BUDALA KALIN!...Öss için motivasyon

Kategori: Egitim

O, üniversite mezunu değildi. Okurken terketmişti üniversiteyi. Fakat inişli çıkışlı hayatı, onu dünyanın en büyük üniversitelerin birinde bir mezuniyet programında onbinlerce üniversite mezununa seslenme fırsatı sunmuştu. Evet o başarıları sayesinde dünyanın en büyük üniversitelerinden biri olan Stanford üniversitesinde onbinlerce mezuna seslenmişti. O, Steve Paul Jobs. Apple ve Pixar Animation firmasının CEO"su (yöneticisi). Apple dünya bilgisayar devi, Pixar ise dünyanın en büyük animasyon şirketi. Steve Paul Jobs ise Microsft"un da yararlandığı (bir nevi kopya ettiği) ilk kişisel bilgisayarı oluşturan (Mac-Machintoch) kişi. Yani bugün evimize giren ve her imizi halleden kişisel bilgisayarın mücidi...

Bakın Steve Paul Jobs Stanford mezunlarına neler anlatıyor. Okuyunca hayatından kesitleri ve onu bu başarıya ulaştıran tutumları keşfedeceksiniz. Belki sizde bu metin sayesinde kendinizi ve başarı tutumunuzu keşfedecekseniz...

İşte Onbinlerce Stanford Mezununun Ayakta Alkışladığı Konuşma;

“Bugün dünyanın en iyi üniversitelerinden birinin diploma töreninde sizlerle birlikte olmaktan onur duyuyorum. Ben üniversiteden hiç mezun olmadım. Doğruyu söylemek gerekirse, mezuniyete en yaklaştığım an da bu an!

Sizlere hayatımla ilgili üç hikaye anlatacağım. Hepsi bu. Büyütülecek birşey değil. Sadece üç hikaye.

İlki noktaları birleştirmekle ilgili.

İlk 6 aydan sonra Reed Üniversitesinde derslere girmeyi bıraktım, ancak gerçek anlamda okulu bırakana kadar bir 18 ay kadar daha okulda kaldım. Okulu neden bıraktım?

Olay ben doğmadan başlamıştı. Biyolojik annem genç, evlenmemiş bir üniversite mezunuydu ve beni evlatlık vermeye karar vermişti. Beni üniversite mezunu bir çiftin evlatlık almasını çok istiyordu, sonunda da bir avukat ve karısı tarafından alınmam için herşey hazırdı. Tek sorun, ben ortaya çıktıktan sonra, beni evlat edinecek çiftin esasında bir kız çocuğu istediklerini anlamış olmalarıydı. Bir gece yarısı, bekleme listesinde olan müstakbel aileme bir telefon geldi: “Elimizde beklenmedik bir erkek bebek var, onu istiyor musunuz?”. Onlar da “tabii ki” diye yanıtladılar. Biyolojik annem, annemin üniversiteyi, babamın ise liseyi bile bitirmemiş olduğunu öğrendiğinde evlatlık verme işlemini tamamlayacak son kağıtları imzalamayı reddetti. Ancak birkaç ay sonra, ailemin beni üniversiteye yollayacaklarına dair söz verdikten sonra ikna oldu.

Ve 17 sene sonra üniversiteye başladım ama saf bir şekilde neredeyse Stanford kadar pahalı bir okul seçtim, ve emekçi ailemin bütün birikimleri benim okul parama gidiyordu. Altı ay sonra, buna değmeyeceğini farkettim. Hayatımla ilgili ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu ve üniversitenin de bunu bulmam için bana nasıl fayda sağlayacağını çözememiştim. Ve orada durmuş ailemin hayat boyu biriktirdiği parayı harcıyordum.. Sonuçta okulu bırakmaya ve herşeyin yoluna gireceğine inanmaya karar verdim. O zaman çok korkutucu gelmişti ama geriye dönüp baktığımda hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biri olduğunu görüyorum. Okulu bıraktığım an, zorunlu fakat gereksiz olan ve ilgimi çekmeyen tüm dersleri almama gerek kalmamıştı. Böylece sadece bana ilginç gözüken derslere girebilecektim.

Bu aslında hiç de romantik bir durum değildi. Yurt odam olmadığından arkadaşlarımın odalarında yerde yatıyor, kola şişelerinin 5 sentlik depozitolarıyla yemek alıyor, her pazar akşamı güzel bir yemek yemek için 7 mil uzaktaki Hare Krishna kilisesine gidiyordum. Çok güzeldi. Merakım ve sezgilerim sayesinde içine düştüğüm çoğu şey daha sonra benim için paha biçilmez deneyimlere dönüştü.

Bir örnek vereyim: O zamanlar Reed Üniversitesi muhtemelen ülkedeki en iyi kaligrafi dersini veriyordu. Kampüsteki her poster, çekmecelerdeki her etiket, çok güzel şekilde elle kaligre edilmişti. Okulu bırakmış olduğum ve zorunlu dersleri almak zorunda olmadığım için kaligrafi dersi alıp nasıl yapıldığını öğrenmeye karar verdim. Serif ve san serif yazı karakterleri, değişik harf kombinasyonları arasındaki boşluğu ayarlama ve harika bir tipografiyi harika yapanın ne olduğu hakkında çok şey öğrendim. Çok güzeldi; tarihsel ve sanatsal olarak o kadar inceydi ki bilim hiçbir şekilde bunu yakalayamazdı ve ben bunu muhteşem buldum. Bunların hayatımda pratik bir uygulama bulma olasılığı yoktu. Ama on sene sonra, ilk Macintosh’u tasarlarken, bir anda aklıma geliverdi. Bunların hepsini Mac’te kullandık. Mac güzel bir tipografiye sahip ilk bilgisayardı.

Eğer o derse hiç girmemiş olsaydım, Mac hiç çok yönlü yazı karakterlerine veya boşlukları doğru orantıda kullanan fontlara sahip olmayacaktı. Windows da Mac’ten kopyaladığına göre, hiçbir kişisel bilgisayarın bunlara sahip olmayacağı muhtemeldir. Okulu bırakmamış olsaydım, o kaligrafi dersine girmemiş olacaktım, ve kişisel bilgisayarlar şu an sahip oldukları o harika tipografiye sahip olamayabileceklerdi. Tabii ki üniversitedeyken noktaları ileriye bakarak birleştirmek imkansızdı. Fakat on sene sonra geriye dönüp baktığımda herşey çok ama çok berraktı.

Tekrar söylüyorum, noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz; onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor. Birşeye güvenmelisiniz - cesaretinize, kaderinize, hayata, karmaya, herhangi birşeye. Bu yaklaşım beni hiçbir zaman yolda bırakmadığı gibi hayatımı da bütünüyle değiştirdi.

İkinci hikayem sevgiyle ve kaybetmekle ilgili.

Hayatımın erken bir döneminde neyi sevdiğimi bulduğum için şanslıydım. Woz (Steve Wozniak) ve ben Apple‘ı 20 yaşındayken ailemin garajında kurduk. Çok yoğun çalıştık, ve 10 sene sonra Apple garajdaki iki kişiden, 4000 çalışanı olan 2 milyar dolarlık bir şirkete dönüşmüştü. En nadide ürünümüz Macintosh’u piyasaya sürdüğümüzde ben 30 yaşına yeni basmıştım.

Ardından kovuldum.

Kendi kurduğunuz bir şirketten nasıl kovulabilirsiniz? Şöyle: Apple büyük bir şirket haline geldiği için biz de şirketi benimle birlikte yönetebilicek, yetenekli olduğuna inandığım birini işe aldık ve ilk sene işler iyi gitti. Fakat daha sonra, geleceğe yönelik görüşlerimiz farklılık göstermeye başladı ve bir noktada koptu. Bu noktada yönetim kurulumuz onun tarafında yer aldı. Sonuçta 30 yaşında dışarıda kalmıştım. Hem de herkesin gözü önünde. Hayatımın odak noktası olan şey bir anda yokolmuştu, bu büyük bir yıkımdı.

Birkaç ay ne yapacağımı bilemedim. Bir önceki girişimci nesli yüz üstü bırakmış, rütbe tam bana teslim edilirken onu elimden düşürmüş gibi hissetmiştim. Dave Packard ve Bob Noyce’dan bu başarısızlığım için özür diledim. Fazla göz önünde olan bir başarısızlık sembolü olmuştum ve vadiden kaçmayı bile düşündüm. Fakat içimde bir şeyler uyanmaya başladı, yaptığım işi hala sevdiğimi farkettim. Apple’da olanlar bunu en ufak şekilde değiştirememişti. Dışlanmıştım ama hala aşıktım. Ve yeniden başlamaya karar verdim.

O zaman farkına varmamıştım ama Apple’dan kovulmak başıma gelebilecek en iyi şey olmuştu. Başarılı olmanın ağırlığı yeniden başlamanın hafifliğiyle yer değiştirmişti, hiçbir şey hakkında eskisi kadar emin değildim. Hayatımın en yaratıcı dönemine girmek üzere özgürleşmiştim.

Sonraki beş sene NeXT adında bir şirket kurdum, Pixar adında başka bir şirket, ve eşim olacak inanılmaz kadına aşık olmuştum. Pixar’da dünyanın ilk bilgisayar animasyon filmi Toy Story‘yi yarattık ve şu an dünyanın en başarılı animasyon stüdyosuyuz. İnanılmaz olaylar zincirinden sonra, Apple NeXT’i satın aldı, ben Apple’a döndüm ve Apple’ın yenilenmesinin kalbinde NeXT’te geliştirdiğimiz teknoloji yatıyor. Ve Laurence ile harika bir aile kurduk.

Apple’dan kovulmamış olsaydım bunların hiçbirinin olmayacağından son derece eminim. Tadı çok kötü bir ilaçtı, ama sanırım hastanın da buna ihtiyacı vardı.

Bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur. Sakın inancınızı kaybetmeyin.

Devam etmeme sebep olan şeyin yaptığım işe olan aşkım olduğuna ikna olmuş durumdayım. Neyi sevdiğinizi bulmanız gerek. Ve bu aşklarınız için geçerli olduğu gibi işiniz için de geçerlidir. İşiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak ve gerçek anlamda tatmin olmanın tek yolu harika bir iş olduğuna inandığınız şeyi yapmanızdır. Ve harika bir iş yapmanın tek yolu ise yaptığınızı sevmenizden geçer. Henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin.

Durulmayın. Tüm gönül meseleleri gibi, onu bulduğunuz zaman anlayacaksınız. Ve her büyük ilişki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleşecek. Yani bulana kadar devam edin. Yılmayın.

Üçüncü hikayem ölüm hakkında.

On yedi yaşındayken, şöyle bir şey okumuştum:

“Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın.”

Bu cümle beni çok etkilemişti ve o günden bu yana, yani 33 yıldır, her sabah aynaya bakıp, kendi kendime hep şunu sordum: “Eğer bugün hayatının son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağın şeyleri yapmak ister miydim?” Uzun süre art arda, “Hayır,” yanıtını verdiğimde, bir şeyleri değiştirmem gerektiğini anladım.

İnsanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır. Çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da başarısızlık korkuları - tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir, yalnızca ölümdür önemli olan.

Kaybedecek bir şeyler olduğu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceğini hatırlamasıdır. Zaten çıplak ve savunmasızsın. Yüreğinin sesini dinlememen için hiçbir neden yok.

Bir yıl kadan önce bana kanser teşhisi kondu. Sabah 7:30?da girdiğim ultrasonda pankreastaki tümör bariz bir şekilde görünüyordu. Bense pankreasın ne olduğunu bile bilmiyordum. Doktorlar bu tip bir kanserin tedavisinin neredeyse imkansız olduğunu ve üç ila altı aydan fazla yaşamayı beklemememi söylediler. Bu, çocuklarınıza ilerideki 10 yıl içinde söyleyeceklerinizi birkaç ay içinde söylemeye çalışmak demekti. Bu, aileniz rahatı için gerekli herşeyin kısa zamanda yapılması demekti. Bu veda etmek demekti.

Bütün gün o teşhisle yaşadım. Akşama doğru biyopsi yapıldı, boğazımdan bir endoskop soktular, mide ve bağırsaklarımdan geçerek bir iğneyle pankreasımdaki tümörden birkaç hücre aldılar. Ben narkozla uyutulmuştum, fakat eşimin söylediğine göre doktorlar alınan hücreleri mikroskobun altına koyduklarında sevinç çığlıkları attığını söyledi. Benim kanserim ameliyatla tedavi edilebilecek bir türdenmiş. Ameliyat oldum ve şimdi iyileştim.

Beni ölüme en çok yaklaştıran olay budur ve umarım uzun yıllar boyunca bir daha bu denli yaklaşmam. Bu deneyimi yaşamış biri olarak diyebilirim ki ölüm faydalı fakat sadece entelektüel bir kavramdır.

Hiç kimse ölmek istemez. Cennete gitmek isteyenler bile, oraya gitmek uğruna ölümü göze almak istemezler. Oysa ölüm hepimizin ortak sonu. Şimdiye dek hiç kimse ölümden kaçamamıştır. Bunun böyle de olması gerekir, çünkü ölüm hayatın en güzel icatlarından birisi. Hayat’ın değişim ajanı. Yenilere yer açmak için, eskilerden kurtulmanın tek çaresi. Şu an için yeni sizsiniz, ama günün birinde, üstelik pek yakında siz de eskiyecek ve aradan çıkarılacaksınız. Bu kadar acımasız olduğum için üzgünüm, ama gerçek bu.

Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler. Bunun dışındaki herşey ikinci planda.

Gençliğimde, bizim neslin kutsal dergilerinden biri sayılan, The Whole Earth Catalog adında inanılmaz bir yayın vardı. Menlo Park yakınlarında yaşayan Steward Brand adında biri tarafından şiirsel bir tarzla kaleme alınmıştı. Size anlattığım bu olay, 1960′lardan kalma, masa üstü bilgisayarlardan ve bilgisayar destekli yayınlardan önce, yani bu dergi daktilolar, makaslar ve polaroid kameraların yardımıyla yapılmıştı. Google ortaya çıkmadan 35 yıl önce, dergi formatında bir Google gibiydi: idealistti, anlaşılır bilgiler ve harika görüşlerle doluydu.

Stewart ve ekibi bunun birçok baskısını yayımladılar ve dergi miyadını doldurduğunda son bir baskı yaptılar. 1970′lerin ortalarıydı, o zamanlar sizin yaşlarınızdaydım. Son baskının arka kapağında, sabahın erken saatlerinde çekilmiş bir yol fotoğrafı vardı, hani her maceracının kendini otostop çekerken bulabileceği yollardan biri.

Fotoğrafın altında şu sözler yer alıyordu: “Aç Kalın, Budala Kalın (Stay Hungry. Stay Foolish).” Aramızdan ayrılırken bize verdikleri veda mesajları buydu. Aç Kalın, Budala Kalın. Kendim için hep bunu diledim. Ve şimdi, sizin için de aynı dilekte bulunuyorum:

Aç Kalın, Budala Kalın.

Hepinize çok teşekkür ederim.”

Steve Jobs.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/4/2008 - ÖSS"ye 2 Ay Kala Nelere Dikkat Edilmelidir?

Kategori: Egitim


Sevgili Öğrenciler,


ÖSS maratonunda sonlara yaklaştık. Bir maraton koşucusu gibi geride kalan 2 kilometrede neler yapabiliriz biraz onun üzerinde duralım istedik. Bu döneme kadar olan zaman dilimine belli bir tempo ile geldiniz. Belki yavaştınız belki de hızlı. Fakat son döneme geldiğimiz için artık temponun biraz daha arttırılması gerekiyor. Belki biraz sıkıcı genelde de yorucu olacak ancak sonunu düşününce dişimizi biraz daha sıkmamız gerekecek.


Bu zamana kadarki süreçte belki yoruldunuz bekli sıkıldınız belki de ilk heyecanınızı biraz olsun yitirdiniz. Ama pes etmek yok. Düşüncelerimizi bizi sürekli meşgul eden hedeflerimizi yarınlarımızı tekrar gözden geçirelim ve ona göre tekrar hazırlanmaya yeni bir sayfa açarak devam edelim. Unutulmaması gereken bir şey varsa o da çalışıldığında verimin en fazla alındığı, üniversiteyi kazanmanın yarısı sayılabilecek ayların, son aylar olduğudur.


NELERE DİKKAT EDELİM


- Tekrar tekrar tekrar. Tekrar etmeye devam. Unutkanlığın en iyi ilacı tekrardır.
Tekrarda yapılacak olan, hem konu tekrarı hem de soru ile konu tekrarı. Konu ile ilgili pek sıkıntınız yoksa her konudan birer test çözerek genel bir tekrar yapabilirsiniz.


- Çalışma sürenizi gözden geçirin. Bu dönemde yapılması gereken ağırlıklı olarak derse zaman ayırmak. Kendinize ayırdığınız zamanı azaltın. Unutmayın belli bir süre sonra derse ağırlık vermek zorunda kalmayacaksınız.

- Havalara dikkat. Bahar geldi. Havalar ısınmaya başladı. Bu dönemde insanda ders çalışma isteği azalır. Burada da hedeflerinizi ve kısa zaman sonra istediğinizi yapabileceğinizi hatırlayıp kendi geleceğiniz adına sıkıntıya katlandığınızı unutmayın.


- Arkadaşlıklara dikkat. Son dönemlerde dershaneye giden öğrencilerde arkadaşlık kavramı, farklı bir boyuta taşınıyor. Unutmayın dershane arkadaşlığının en iyisi sizi hedeflerinize ulaşma konusunda teşvik eden ve de o yönde size destek olan arkadaşlıklardır. Bunun dışında olan arkadaşlıklara dikkat.

- Sınav kaygısına dikkat. Sınav yaklaştıkça doğal olarak kaygıda da artış olur. Bu konuda kendinizi bir dinleyin. Sizde de kaygı sorun olacak derecede var mı? Varsa çözüm yolları arayın

- Çevreye dikkat. Sınav ile ilgili olumsuz konuşmaları umursamayın. Ve dikkate almamaya çalışın. Psikolojiniz açısından en sağlıklı durum budur.

- İhtiyaç halinde bir uzmandan mutlaka yardım alın.

 

Hüseyin KELER
Psikolojik Danışman

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/4/2008 - ÖSS Hazırlık Sürecinde 4 Temel İlke

Kategori: Egitim
Hedefimiz varsa o hedefe ulaşabiliriz. Yoksa, "Ben niye orada değilim?" deme şansımız yok. Özgüven sahibi olup çalışmaya motive olmak, bu işi severek yapmak, kendisiyle barışık bir ruh hali ile hedefe odaklanmak kişiyi başarıya götürür.

Verimli Ders Çalışın


ÖSS'ye hazırlanırken, ders çalışma amacıyla saatlerce masanın başında oturmanız verimli ders çalıştığınız anlamına gelmeyebilir. Bu süreçte harcadığınız zamanın uzunluğundan ziyade niteliği önemlidir. Sistemli, düzenli ve sonuca yönelik ders çalışmanın, metotsuz ve rastgele ders çalışmadan kat kat daha verimli olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır. Bundan dolayıdır ki verimli ders çalışma tekniklerini bilmeniz büyük önem taşır.

İyi Bir Şekilde Motive Olun

Belirli bir hedefinizin olması ve bu hedefinize ulaşmak için düşünce planında kendinizi hazırlamanız çalışma isteğinizi artıracaktır. Hedefleri doğrultusunda "sınava dört elle sarılan" bir öğrenciyle , "bu yıl şansımı deneyeceğim" diyen bir öğrencinin çalışma performansları elbette ki aynı olmayacaktır. Bilinmelidir ki, ÖSS sınavı tesadüfle kazanılmayacak kadar ciddi bir sınavdır. Sınava iyi bir şekilde motive olmanız çalışmanızı anlamlı kılacaktır.

Psikolojik Destek Alın

ÖSS sürecindeki sınav kaygısı, başaramama korkusu, yetersizlik duyguları vb. problemler başarınızı doğrudan etkileyecektir. Bu kritik süreçte size yol gösterecek, size psikolojik destek sağlayacak bir uzmandan yardım almanız faydalı olacaktır. Bu amaçla okulunuzdaki rehberlik servisinden yardım alabilirsiniz.

İyi Bir Arkadaş Çevresine Sahip Olmaya Çalışın

ÖSS'ye hazırlanma sürecinde ders çalışmayı seven ve sınava iyi bir şekilde motive olmuş arkadaş grubunuzun olması sizi olumlu yönde etkileyecektir. Aynı amaç için çalışan bir gruba ait olmanın verdiği psikolojik desteğin yanı sıra, aranızdaki tatlı rekabet çalışmalarınızı olumlu yönde etkileyecektir. Arkadaş grubunuzun ÖSS havasından uzak olması ise sizi olumsuz yönde etkileyecektir. Bundan dolayı arkadaş grubunuza dikkat etmeniz büyük önem taşımaktadır.


Planlı Olursanız Başarabilirsiniz.


ÖSS'ye hazırlanmak zor bir süreci gerektirir. Çünkü, çok az kişi dışında birçok öğrenci sonu belirsiz bir gelecek için çalışır. Adayların durumlarını netleştirebilmesi ve bu yükü taşıyabilmesi için ağırlığın azaltılması gerekir. Bunun yolu da düzenli çalışmaktan geçiyor. ÖSS; planlı çalışılırsa çözülebilecek bir sorundur. Çözümü olan şeyler sorun sayılmaz, yeter ki çözüm yollarını uygulamayı bilelim. Ancak bazı adaylar düzenli çalışsalar bile, sürekli depresif duygular içindedir. Başkalarının ne kadar rahat, stressiz ve problemsiz olduğunu düşünmek onları örseler. Oysa gerçek, onların düşündüğünden farklıdır: Mutlaka herkesin kendine göre sorunları vardır. Öğrenciler, özgürlüklerinin olmadığını ve sürekli kısıtlandığını düşünürler. Oysa mutlu olmanın yolu sınırlara toslamaktan değil, onları bilip ona göre hareket etmekten geçer.

Akın Yıldırım
Rehber Öğretmen

Kaynak: Zaman

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/4/2008 - ÖSS için psikolojik Destek

Kategori: Egitim

FARE NASIL ÖLDÜRÜLÜR?

 

Bir üniversite hocamın hemen her seminerinin vazgeçilmez anektodudur, “fare öldürme yöntemleri”… Evet, bir düşünün bakalım siz kaç tür fare öldürme yöntemi biliyorsunuz?!...

 

Üç tür fare öldürme yöntemi vardır;

1) Fizyolojik Yöntem

2) Biyolojik Yöntem

3) Psikolojik Yöntem

 

Fizyolojik yöntemde fareyi yakalarsınız, başına bir tuğla ile vurursunuz ve fare ölüverir… Biyolojik yöntemde ise fareyi yakaladığınızda burnunu sıkarsınız. Burnu sıkılan fare nefes almak için ağzını açtığında da zehri boşaltırsınız. Malum fare bir süre sonra ölüverir…

 

Psikolojik yöntemde ise fareyi yakalamanız gerekmiyor. Fare oturma odanızın ortasından geçer. Siz hiç oralı olmaz, işinize devam edersiniz. Fare, “herhalde fark etmediler” diye düşünerek tekrar ortanızdan geçer. Fakat siz yine ilgilenmez ve işinize devam edersiniz. Bu duruma iyice sıkılan fare, fark edilmediği düşüncesi ile tekrar ve size daha yakın mesafeden ortanızdan geçer. Siz yine işinize devam edersiniz. Fare bu turu birkaç kez daha tekrarlar ve hep aynı sonuçla karşılaşır. Fakat fark edilmeme sonucu değersizlik duygularına kapılan fare iyice yıpranmıştır. Nitekim fark edilmeme, önemsenmeme, değersizlik ve yok sayılma duyguları sonucu farenin iç salgıları ve mide asit oranı hızla artar… Bir süre sonra artan mide asidi oranı farenin midesini delerek iç organlarına zarar verecek düzeye ulaşır. Artık fare psikolojik yöntemle ölmüştür…

 

Evet, “insana verilebilecek en büyük ceza, onu yok saymaktır” der bir düşünür… Bu nedenle çokça duyarız, ilan-ı aşkına rağmen reddedilen insanların intihar girişimlerini ve canlarına bile kıymalarını… Zira hiçbir bünye yok sayılmayı kolay kolay kaldıramaz…

 

Aman dikkat anne/babalar öğretmenler, çocuklarınıza ve öğrencilerinize vereceğiniz yok sayma mesajları tamiri mümkün olmayan yaralar açabilir. Çoğu zaman ufak tefek yaramazlıklarını görürsünüz evde ve okulda, yok sayılan çocukların fark edilme gayretleri olarak… Eğer buna rağmen yok sayma devam ederse büyür gider yaramazlıklar ve alkolikler, madde bağımlıları oluverirler çevremizde…

 

Tabii yetişkinler de kullanır fark edilmediklerinde ufak tefek yaramazlıkları… Yetişkinler daha çok, yok sayıldıkları kişiye zarar verme yada sözlü yada fiziksel saldırıda bulunma eğilimindedirler… Görürsünüz çevrenizde önemsenmediğini, fark edilmediğini hissedenlerin hiçbir somut neden yokken zaman zaman size sataşmalarını… Adeta önemsenmemenin verdiği hazımsızlıkla “beni fark ediiinnnn” diye bağıran alt mesajlı cümlelerini duyarsınız… Çocukluktan kalan alışkanlık mıdır nedir; fark edilecek olumlu davranışlar sergilemek yerine hemen her zaman yaramazlık ve bazen hakaretlere varan sataşmalar tercih edilir… Tabi bu örnekler gündelik yaşamlardaki düzeyi düşük önemsenmeme, fark edilmeme ve yok sayılma tepkileri…

 

Daha büyük yok sayılma algılamalarına verilen “beni fark edin” tepkileri, insanı canına kıymasına kadar götürebilir… Bu nedenle sevgiliye yazılmış notlar bırakır ya da ilgi çekecek yer ve yöntemleri tercih eder, kabul edilmeyen sevgililer intihar girişimlerinde… Zira amaç intiharın ötesinde bir fark edilme gayretidir, hayata rağmen… Bireyin yok sayılmaya verdiği tepki, yok saydığını algıladığı kişiye verdiği önem ve değerle doğru orantılıdır…

 

Bu nedenle sözlü sataşmalarla sınırlı kalır, gündelik yaşamda sizinle çok güçlü duygusal bağı olmayan kişilerin hazımsızlıkları ve fark edilme gayretleri… Önerim şu ki, duygusal bağınız yüksek olan kişilerden gelen fark edilme yaramazlıklarını kesinlikle algılayın ve önlem alın. Zira farkında olmadan sergilediğiniz davranışlar, muhatabınızca yok sayıldığı ve önemsenmediği şeklinde algılanmış olabilir…

 

Fakat duygusal bağınızın yüzeysel ilişkilerle (iş ve sosyal çevre ilişkileri gibi) sınırlı kaldığı ve kalacağı kişilerin size olan sözlü sataşmalarına ise karşılık verip çatışmayı büyütmektense duyup gülümsemeniz daha mantıklı olabilir. Zira kişinin size yönelik bu sataşmaları içinde bulunduğu duygusal baskının ifadesi olabilir. Ve her ifade, bir stresle baş etme yöntemidir… Bundan olsa gerek atalarımız; havlayan köpeği susturun dememiş, “havlayan köpek ısırmaz” demiştir…

 

Ha velev ki, poponuzdan ısırıverdi… Ne yani siz de tutup poposundan mı ısıracaksınız…

 

 

Not: Yazımız içerisinde kullanılan bazı canlı isimleri ve yakışık almayacağı düşünülebilecek kelimeler, hiçbir hitap ve art niyet taşımamaktadır ve tamamen konsept gereğidir…

Sinan ÇAĞIRAN
Psikolojik Danışman




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/4/2008 - ÖSS’de En Başarılı Okullar

Kategori: Egitim

ÖSYS 2007’ye ortaöğretim kurumlarında son sınıf öğrencisiyken giren 678 bin 576 öğrenci arasında en başarısız grup genel liselerden sınava girenler oldu.

ÖSYS 2007’ye ortaöğretim kurumlarında son sınıf öğrencisiyken giren 678 bin 576 öğrenci arasında en başarısız grup genel liselerden sınava girenler oldu. Genel liselerden sınava 329 bin 662 kişi girerken lisans programlarına yerleşenlerin sayısı 8 bin 910 oldu. Meslek lisesi grubundan sınava giren 154 bin 60 adaydan ise 9 bin 567 kişi lisans programlarına yerleşti.
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) ortaöğretim kurumlarına göre 2007 öğrenci seçme ve yerleştirme sistemi sonuçlarını kitaplaştırdı. ÖSYM verilerine göre 2007 ÖSYS’de özel liseler, Anadolu liseleri ve Anadolu öğretmen liseleri yeni mezunlarında başarı oranı diğer okullara oranla yüksek oldu. Genel liselerden yeni mezun olarak sınava giren ve lisans düzeyine yerleşenlerin sayısı, meslek liseleri grubundan lisans programlarına yerleşenlerin bile gerisinde kaldı.
ÖSYM verilerine göre 678 bin 576 kişinin katıldığı sınavda 129 bin 980 kişi 165-185 puan arasında başarı sağlarken, 346 bin 924 kişi ise 185 puanın üzerinde başarı sağladı. 7 bin 401 okuldan toplam 736 bin 625 kişi sınava başvurdu.
Liseler grubunda 524 bin 514 kişi ÖSS’ye girerken, lisans programlarına yerleşen sayısı 58 bin 66 oldu. Meslek Liseleri grubunda ise 154 bin 60 aday sınava girerken lisans düzeyinde 9 bin 567 aday yerleşti. Buna karşın ’Liseler’ grubuna dahil genel liseler türünde okullardan ÖSS’ye giren sayısı ise 329 bin 662 olmasına karşın lisans düzeyine yerleşenlerin sayısı ancak 8 bin 910 oldu.

MESLEK LİSELERİ, DÜZ LİSELERDEN BAŞARILI-

Genel liselerde lisan düzeyine 8 bin 910 kişi yerleşirken, 3 bin 780 kişi ön lisans, 11 bin 5 kişi ise Açıköğretim fakültesine yerleşti. Meslek Liseleri grubunda ise, genel liselere oranla ÖSS’ye giren sayısı yarısından bile az olmasına karşın, düz liselere oranla daha başarılı oldukları gözlemlendi. Meslek Liseleri grubunda 9 bin 567 kişi lisans programlarına yerleşirken, 66 kişi sınav sonucu ile önlisans, 85 bin 192 kişi sınavsız olarak önlisans, 3 bin 479 kişi sınav sonucu ile açıköğretim, 8 bin 203 kişi ise sınavsız olarak açıköğretim programlarına yerleşti.

ÖSS’DE ÖZEL VE ANADOLU LİSESİ BAŞARISI-

Liseler düzeyinde lisans programlarına yerleşenlerin genelini ise özel lise ve Anadolu Lisesi mezunlarının olduğu ortaya çıktı. Yabancı dil ağırlıklı lise ve özel liselerden sınava 58 bin 250 kişi sınavı girerken lisans programlarına 13 bin 841 kişi yerleşti. Özel liselerden 5 bin 878 kişi sınava girerken bin 320 kişi lisans programlarında yer bulabildi. Yabancı dilde öğretim yapan özel liselerde ise sınava giren 12 bin 793 kişiden 5 bin796 kişi lisans programına yerleşti.
Anadolu Lisesinden sınava geren öğrenci sayısı da 51 bin 406 olurken, bu adayların yarıya yakını lisans programlarına yerleşti. Anadolu Liselerinden 22 bin 618 kişi lisan programına girerken, 317 kişi de önlisans programına girdi. Özel fen liselerinden sınava bin 707 kişi sınava girerken lisans programlarına bin 141 kişi girebildi.

MESLEK LİSELERİNİN BAŞARISI ANADOLU ÖĞRETMEN LİSESİNDEN-

Meslek liseleri grubunda düz liselere oranla başarılı görünmesine karşın bu başarı Anadolu Öğretmen Liseleri’nden kaynaklandı. Meslek liseleri grubuna giren Anadolu Öğretmen liselerinden 9 bin 453 aday ÖSS’ye girerken, 6 bin 240 aday lisans programlarına yerleşti. Yine meslek lisesi grubunda olan İmam Hatip Liselerinden ise 11 bin 95 kişi sınava girerken, lisans programlarına giren sayısı ise 319’da kaldı.

ENDÜSTRİ VE TİCARET MESLEK LİSELERİNDE BAŞARI DÜŞÜK KALDI-

Endüstri meslek ve ticaret meslek liselerinde ise başarı durumunun çok düşük olduğu gözlemlendi. Ticaret meslek liselerinde 25 bin 769 aday sınava girerken lisans düzeyine yerleşen sayısı sadece 55 oldu. Endüstri meslek liselerinden sınava giren 46 bin 225 kişiden ise sadece 232 kişi lisans programlarına yerleşmeyi başarabildi. Kız meslek liselerinde de durum değişmezken 23 bin 230 aday arasından 277 kişi lisans programlarına yerleşti. Anadolu kız meslek liselerinden ise 6 bin 884 kişi sınava girerken 425 kişi lisans programlarında yer buldu.

ÖSYS 2007’DE SINAV SONUCU YERLEŞEN YENİ MEZUN ADAY DURUMU



OKUL TÜRÜ        SINAVA GİREN LİSANS ÖNLİSANS A.Ö.F
Özel Lise               5.878    1.320  194      446
Lise, Özel Lise (Y.D.A.)58.240   13.841 1.207    1943
Yab. Dil Öğr. Özel lise 12.793   5.796  389      834
Özel Fen Lisesi         1.707    1.141  1        24
Genel Liseler           329.662  8.910  3.780    11.005
Anadolu Lisesi          51.406   22.618 317      752
Meslek Liseleri Grubu   154.060  9.567  666      3.479
Anadolu Öğretmen L.     9.453    6.240  6        58
İmam Hatip L.           11.095   319    292      632
Ticaret M.L.            25.769   55     10       691
Endüstri M.L.           46.225   232    24       317
egitimgazetesi

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Son Yazılarım

Başlıksız
bux.to İLE İNTERNETTEN PARA KAZAN
İNTERNETTE KOLAY PARA KAZAN
Cep Telefonu Sigara Kadar Zararlı
Profesör Erkan Topuz’dan Acil Kanserojen Uyarılar!
Margarin Şakşakçıları Ve Gerçekler!
AKP içindeki Ergenekoncular!..
TSK 'kapatma davası'nın neresinde?
SAGOPA KAJMER-RESİMLERİ VE ŞARKI SÖZLERİ
TEKBİR GİYİM YENİ SEZON- TESETTÜR KIYAFETLERİ
TEKBİR GİYİM YENİ SEZON- TESETTÜR KIYAFETLERİ EŞARPLAR
TEKBİR GİYİM YENİ SEZON- TESETTÜR KIYAFETLERİ
TEKBİR GİYİM YENİ SEZON- TESETTÜR KIYAFETLERİ
SA DÖKÜLMESİ VE DOĞAL SAÇ BAKIMI
KIRIŞIKLAR İÇİN DOĞAL MASKELER
GELİNLİK MODELLERİ
SON MODA GELİNLİK MODELLERİ-(Hepsi Harika)
Son Moda Ayakkabı-Çanta Modelleri(En Ünlü Markalar)
Birileri kilonuzu gözetliyor
2008 GİYİM MODASI
MSN de sizi engelliyenleri görmek için programa gerek yok.
DÜNYA TATİL REHBERİ-Yurt Dışı Tatil mekanları-2
Psikoloji: Kim Normal, kim Anormal?
Anne Bağımlılığı ve Ayrılık Korkusu-Psikoloji
HAREKETLİ AVATAR YAPMA PROGRAMI-İNDİR AVATAR YAP

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım