27/5/2008 -

Bux3-Turkiye--Bux3 nedir?
Bux3 ün mantığı da diğer PTC ( Paid to Click )
firmalar gibi reklam pazarından pay alma üzerine kuruludur.Reklam veren
firmalar Bux3 e 5 veriyorsa,kullanıcı olarak bizlerde bu payın yarısını
almaktayız.Bu şekilde reklam veren firmalar,birebir reklamının aracı
olan Bux3 ve kullanıcı olarak sizler bu pastadan bir pay çıkarırsınız.
Bux3 un aşamaları tamamlanmış ve şu an aktif olarak reklamlara
tıklanabilinmektedir.Günlük reklam potansiyeli 10'dan aşağı
düşmemektedir.Günlük eklenen reklamları karşılaştırdığımızda ortalama
bu sayı 20 yi bulmaktadır.En büyük etken olan reklam sayıları standart
sayılarda tutulmaktadır.Tıklama karşılığı olarak 1 cent öngörülmüş.Bu
bir standart olarak Kaliteli ve Düzgün hizmet veren firmalar için uygun
bir miktardır.Çünkü alt üyeler ve günlük tıklamaları hesaba
kattığınızda büyük miktarlarla karşılaşırsınız.
Siteye üye olurken register seçeneğini tıklıyorsunuz ve açılan sayfada
isim e-mail gibi bilgilerinizi veriyorsunuz.Üyelik ücretsizdir.Kredi
kartı gibi önemli bilgilerinizi kayıt aşamalrında ve sonrasında
vermiyorsunuz.
Üyeliğiniz tamamlandıktan sonra artık para kazanabilirsiniz.Siteye
giriş yaptıktan sonra Surf ads seçeneğini tıklayarak reklamları
izlemeye başladığınızda,tıklanan link başka bir sayfada açılacak ve
açılacak olan sayfanın sol üst köşesinde,30 saniye geri saymaya
başlayacaktır.Bu süre sonunda hesabınıza 1 cent eklenmiş olacak.
Günde 15 dk nızı ayırdınız
Her gün 10 reklama tıklarsanız = 0.10$
10 alt üyeniz her gün 10 reklama tıkladı = 1.10$Aylık kazancınız = 33$
veya
Hergün 10 reklama tıkladınız =0.10$
50 alt üyeniz hergün 10 reklama tıkladı =5.10$
Aylık kazancınız =153$
Bux3 e üye olmak için tıklayınız
Görüldüğü gibi çok fazla üye bulmanıza gerek kalmadan iyi bir gelir elde edilebiliyor.Bunu dahada arttırabilirsiniz.
Hesabınız ve Üye yapabilmeniz için
Hesabınızda
biriken parayı,üye kodunuzu,referanslarınızı ve kişisel bölümünüzle
ilgili bilgilerinizi siteye üye olduktan sonra MyStats sekmesine
tıklayarak görebilirsiniz.Arkadaşlarınızı üye yapabilmeniz için size verilen üye kodunuzu kullanmalısınız.Üye kodunuz MyStats sekmesinde To refer others,use yazan cümlenin yanında koyu renkli olarak yer alacaktır.
Bux3 e üye olmak için tıklayınız
Paramı Nasıl Alacağım?
Bux-to
güvenilir paypal ile ödeme yapıyor.Henüz Alertpay a geçiş yapmadı.Ödeme
miktarı 10$ a ulaşınca ödeme talep ediyorsunuz.Ödeme talep etmek için
MyStats sekmesinden Cashout/Convert seçeneğini tıklıyorsunuz ve açılan
bölümde ( Convert to Cash Via Paypal ) seçeneğini tıklıyorsunuz.Böylece
paranız Paypal hesabınıza aktarılıyor.
Bux3 e üye olmak için tıklayınız
Webmaster'lar için
Ek özellik olarak tabi bu isteğinize bağlı hesabınız
1.99$ olduğunda 100 gösterimlik reklam hakkı kazanabilirsiniz.Yani
reklam verirseniz tıklanan reklamlar içinde sizin web sitenizinde yer
alır.Webmasterlar için güzel bir sistem.Bunu uygulamak
içinde mystats sekmesinde cashout/convert seçeneğinden (convert to ads)
linkini tıklayıp gerekli işlemi gerçekleştirebilirsiniz.Günlük 100
tekil hit sizi çok yükseklere çıkarabilir.Bunu daha da
arttırabilirsiniz.
Bux3 e üye olmak için tıklayınız
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/5/2008 - bux.to İLE İNTERNETTEN PARA KAZAN

Bux.to internette reklam tıklayarak para kazanma sistemlerinden en güvenilir olanıdır.
Yaklaşık
13 aydır üyeyiz ve ayda ortalama kazancımız her geçen gün arttığı gibi
Nisan 2008 deki kazancımız 550 doları geçmiştir.. Ödemelerde hiçbir
problem yaşamayacağınız bir sistem. Bugüne kadar onlarca reklam tıklama
sistemi denedik; en güvenilir ve ödemeyi zamanında yapan bux.to yu sizlerle de paylaşmak istedik..
Amaç Ne ? Nekadar Para kazanırım ? Nasıl üye olurum ? Sistemin püf noktaları nelerdir ?
BUX.TO KAYIT
Tüm bu sorulara sitemizde yer vermeye çalışacağız..
Öncelikle
Amaç : İnternette geçirdiğimiz vakitten günde sadece 10 dakikamızı ayırarak bux.to sayfasında yer alan ve gün içerisinde değişen reklamlara tıklamak, açılan pencerede 30 saniye beklemek ve Done
ibaresini gördükten sonra sayfayı kapatmak. Bu bize 1 cent
kazandıracaktır.. Tabi az gelecek fakat iş sadece bununla kalmıyor..
Günde ortalama 40 reklam tıkladığımızı düşünecek olursak ve bux.to
nunda alt referans ( network ) sistemini kullandığını düşündüğümüzde bu
kazancın nekadar büyük olduğunu anlayabiliriz.. Yani hem reklam
tıklayacağız hemde bizim gibi bu sistemde reklam tıklayacak üyeler
bulacağız. Bunlar sizin alt üyeleriniz olacak. Alt üyelerinizin
tıkladığı her reklamdan sizde 1 cent kazanacaksınız.
Nasıl Üye Olacaksınız ?
Bux.To ya Nasıl Üye Olurum ?
Bux.to ya üye olabilmeniz için AlertPay hesabınızın olması gerekiyor. Peki AlertPay hesabı nedir ?, AlertPay hesabını nasıl açarım diyorsanız detaylı bilgiler için TIKLAYIN.
BUX.TO KAYIT
AlertPay hesabınız yoksada üye olabilirsiniz. Fakat daha sonrasında paranızı çekmek için AlertPay e üye olmanız gerekecektir. Öncelikle biraz para kazanalım daha sonra üye olalım. En mantıklısı bu gibi gözüküyor..
BUX.TO KAYIT
Aşağıdaki Bux.To yazan linke tıkladığınızda karşınıza yeni bir pencere açılacak. Geneli beyaz renkler hakimdir ve dol üst köşede Register linkini göreceksiniz..
Register' a tıklıyoruz ve karşımıza aşağıdaki örnekte yer alan kayıt formu çıkıyor..

Yukarıda resim üzerinde birtakım açıklamalar yer almaktadır. AlertPay hesabımızı henüz açmadıysak AlertPay E-mail Address For Payments: Kısmına daha sonra AlertPay ' e üye olurken vereceğimiz mail adresimizi yazacağız.
Formu doldurtuktan sonra :
Register
Your
account has been successfully registered! You can now login with your
user information. We also e-mailed you a copy of your login information
for your own future records. Please add "noreply@bux.to" to your
address book to prevent the mails blocked.
Yazısını
göreceksiniz. Üyeliğiniz tamamlanmış giriş bilgilerinizin bir
kopyasının mail adresinize yollandığını söyleyen bir yazı.
Sonrasında üyeliğimiz anında aktif hale gelmiştir ve artık reklamlara tıklayabiliriz..
Bol kazançlar...
BUX.TO KAYIT
Bu Bux.to Reklam Tıklama Sistemi Nasıl PARA Kazandırır ?
Bux.to ye üye oldunuz diyelim. Bundan sonra ne ne yapacağız ve nasıl para kazanacağız?
Üye olduktan
hemen sonra hemen bux.to ya giriş yapıyoruz ve ilk olarak yayındaki
reklamlarımıza tıklıyoruz. Her tıklama size 1 cent kazandıracaktır.
Elbetki girş yaptığınız zaman anlık olarak 12-30 arasında reklam
göreceksiniz. Fakat gün boyu takip ederseniz ara ara farklı reklamların
yayınlandığını göreceksiniz. Günde toplam 300-400 farklı reklam
yayınlanır bu şekilde. Tabi birçoğunun kredisi düşük olduğu için hemen
tükerinirler ( yani firma 10.000 tıklamalık reklam yayınmışsa sizin
gibi üyeler bu reklamlara 10 bin defa tıklamış ve reklam yayından
kalkmış olabilir ) Ben nerden reklamlara tıklayacağım diyorsanız giriş
yaptıktan sonra üstte yer alan gri tonlu yerde Surf Ads yazan segmeye
tıkladığınızda karşınıza tıklamanız gereken reklamlar gözükecektir. ÖRNEK :

Resime tıklayarak büyütebilirsiniz..
BUX.TO KAYIT
Reklamlara tıkladınız ve nekadar kazandığınızı merak ediyorsanız yine üstte gri rekli yerde bulunan My Stats
segmesine tıklayarak nekadar reklam tıklamışsınız ve bunun karşılığında
nekadar kazanmışsınız anlık olarak gözükmektedir. ( unutmayın reklama
tıkladığınızda reklam yeni bir pencerede açılacak ve 30 sn sayacaktır,
20 saniye sonunda Done yazısı ve yeşil bir tik işareti göreceksiniz,
bunu gördüğünüzde reklam tıklama işlemi başarılı olmuş demektir )
Biliyorumki
az bulacaksınız. Fakat asıl amaç sadece reklam tıklamak değildir. Aynı
şekilde sizler gibi üyeler kazandırarak ve bunların reklamlara
tıklamasını sağlayarakta para kazanacaksınız. Peki bunu nasıl yapacağız
?
My Stats segmesine tıkladığınızda karşınıza çıkan sayfa aşağıdaki gibidir..

Resime tıklayarak büyük halini görebilirsiniz..
BUX.TO KAYIT
Bu sayfada sizin hem istatistikleriniz, hem üyeleriniz, hemde Referans Linkiniz
yer almaktadır. Bu referans linkini mail veya msn yolu ile
arkadaşlarınıza iletebilir onların bu linke tıklayarak üye olmalarını
sağlayabilirsiniz. Böylelikle onlarda sizin alt üyeleriniz olacak ve
onların her tıklamasından sizde 1 cent kazanacaksınız..
Hergün sizin gibi 10 alt üyenizin yaklaşık olarak 400 reklamdan sadece 40 ına tıkladığını düşünürseniz :
40 x 1 = 40 cent sizin tıklamalarınızdan kazancınız
40 x 1 x 10 = 400 cent = 4 dolar alt üyelerinizin tıklamalarından sizin kazancınız
Yani sadece 10 alt üye ile günde 4.4 dolar kazanç elde edebilirsiniz..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/5/2008 - İNTERNETTE KOLAY PARA KAZAN
Arkadaşlar bu anlatacağım sistem NTV ye bile haber oldu. Türkiye'deki üyelere bugüne kadar toplam 1.6 milyon ytl ( 1.4 milyon dolar ) para aktarımı yapmış bugüne kadar. Kısaca Üye olup sitesindeki toolbarı indirip kuruyorsunuz ve toolbarda reklam yayınlıyorlar, her bir reklama tıkladığınızda 0.25 dolar kazandırıyor. Ayrıca toolbar ile yaptığınız her arama için para kazanıyorsunuz. HEMEN ÜYE OL Sitenin türkçe dili ve türkçe desteğide var. NTVde cikmis ben de gormustum ilgimi de biraz cekti ben de deneyim dedim. Elbetki ayda milyarlarca lira kazandırmıyor, benim toplam 9 alt üye ile bu ayki kazancım 156 dolar ve en güzel tarafı ise paranızı her ayın 3 ünde banka hesabınıza yatırıyorlar. Hiçbir kesinti olmadan ve ytl olarak. ZAMAN KAYBETMEDEN ÜYE OLUN Henüz yeni başladım, ve şubat ayı itibari ile en çok üye yapanlara kademeli olarak para dağıtacaklar. Msn, mail, blod, websayfası ve benzeri yöntemlerle üyeler kazanabilirsiniz. Bugüne kadar duyduğunuz en sağlam sistem ve paranızı her ayın 3 ünde hesabınızda görmeniz çok güzel. ZAMAN KAYBETMEDEN ÜYE OLUN Not: 2.5 ay boyunca herhafta en çok üye getirene 500 $ ve 2.5 ay sonunda en çok üye getiren tam 2.500 $ kazanacaktır.Sizde kampanyadan yararlanmak için hemen üye olup toolbari yükleyin ve arkadaşlarınızı davet etmeye başlayın. Uyari : Üye olduktan Sonra Toolbari indirmeniz gerekmektedir.Aksi takdirde üyeliğiniz Aktifleşmemiş olur. Tek yapmanız gereken üye olduktan sonra toolbari yüklemek ve hergün yaptıgınız gibi arama yapmak.Bu aramalarınızı serarch-earn ile yaparak para kazanacaksınız
Search-Earn, temel olarak internette arama motorlarını kullananların yarattığı ekonomik değerin kullanıcılarla paylaşılması gerektiği ana prensibi doğrultusunda geliştirilmiştir.
Arka planda, matematikçi, istatistikçi, mühendis ve reklamcılardan oluşan bir ekibin gece gündüz çalışması sonucunda ortaya çıkan Search-Earn, kullanıcılarımızın günlük kullanım alışkanlıklarını değiştirmeden gelir sağlamalarını hedeflemekte, kısaca herkesin aramaları ile yarattığı reklam pazarından pay alması gerektiğini savunmaktadır.
Sistem, günlük internet kullanım alışkanlığınızı değiştirmemeyi hedeflemektedir. Sitenin anasayfasından da görüldüğü üzere, site oldukça sadedir ve daima da böyle kalacaktır. Kazanç Sistemi:
Standart bir internet kullanıcısı, yıllık ortalama 900 Dolarlık bir reklam katma değeri oluşturmakta, buna karşılık ise maddi hiçbir geri dönüş sağlayamamaktadır. Search-Earn ile bu durum sona ermektedir. Size zincirleme bir gelir sağlayacaktır.
Üye olduğunda ve üyeler kaydettiğinde, üyelerin üye kaydettiğinde kazancın daha çok artacaktır.
Detaylı bilgiyi Search-Earn internet sitesinden alabilirsin. Daha çok bilgi almak istersen benim referans http://www.search-earn.com/busranur
ve detaylı bilgiyi siteden edin.
E-GOLD Nedir Nasıl Üye Olunur?
Bütün dünyanın kullandığı para transferi yapan bir websitesi e-gold
Bilmeniz gereken en önemli şey biriken paraları e-gold hesabınız olmadan çekemezsiniz!
e-gold a kayıt olurken yazdığınız bilgileri, kullanıcı adınızı, hesap numaranızı, sifrenizi ve diğer bilgileri bir yere not edin bu sizin açınızdan iyi olacaktır.Sakın buradaki bütün bilgilerinizi başkalarına vermeyin!
E-gold da hesap açmak için Burayı Tıklayın
www.e-gold.com
Nasıl hesap açacaksınız?
Öncelikle yukarıda yazan "E-gold da hesap açmak için Burayı Tıklayın"linkine tıklıyoruz. Açılan sayfada 'Create An Account' tıklayıp hesap açacağız.Sırasıyla yazdıklarımı yapın, tıkladıktan sonra sözleşmeyi kabul etmek için I AGREE i tıklıyoruz, açılan sayfada
1. Account Name: kullanıcı adınızı girin, De******ion: içinde hem harf hem rakam olan 8 basamaklı şifre girin, Additional De******ion: şifreyi tekrar girin, 2. User Name: kullanıcı adınızı girin (yukarıda yazdığınız olabilir) de******ion: 8 basamaklı şifrenizi girin, 3. Point of Contact: Name: adınız, Address: adresinizi girin içinde Türkçe karekter olmadan, city: bulunduğunuz sehiri girin, state/Province: bulunduğunuz sehiri girin, Country/ZIP/Postal Code: posta kodunuzu girin, e-mail adresinizi girin (buraya girdiğiniz mail adresine mail gelecek işlemleri bundan yapacaksınız) Phone: telefon girin (örnek: 902121234567), 4. Passphrase: New e-gold Account Passphrase: yazdığınız 8 basamaklı şifreyi girin, New e-gold Account Passphrase again: tekrar şifreyi girin (harfli ve sayılı olanı) 5.Turin Number Entry: gördüğünüz sayıları kutucuğa girin ve Open ı tıklayın.
Hesabınız aktif olması için mail gelecek, mail geldikten sonra e-gold.com a tekrar girin ve Access Your Account u tıklayın, hesabınıza giriş yapmak için Account Number: hesap numaranız (mailde 7 basamaklı olan sayı), Passphrase: 8 basamaklı şifrenizi (harfli ve sayılı olan sifrenizi) girin, Turing Number: kutucukta gördüğünüz rakamları girin ve Login i tıklayın. Tıkladıktan sonra sizin adresinize mail gelecek, gelen mailde yazan PIN i login dedikten sonra ekrana gelen PIN penceresine girin (örneğin: 111-111) hesabınız açılacaktır.Hayırlı olsun
Parayı nasıl çekeriz?
E-golddaki paraları bildiğiniz gibi aracı kurular vasıtası ile alıyoruz.Pek çoğunu inceledim.Bunların içerisinden ICEGOLD firmasını denemeye karar verdim.
Paranızı istemeden önce ilk yapacağınız şey, banka hesabınızın olduğu bilgileri bir yere not etmek.Burada sizlere özellikle bankanızın uluslararası SWIFT kodu lazım. (Örneğin; OYAKBANK 'ın uluslararası swift kodu OYAKTRIS, TÜRKİYE İŞ BANKASININ uluslararası swift kodu ISBKTRIS).Hesap numaranızı ve bu swift kodunu bir yere not edin.Daha sonra aşağıdaki linki tıklayarak Paranızı gönderecek firmanın para gönderme sayfasına ulaşın.
www.icegold.com
Dört adımdan oluşan bir sayfa ile karşılaşacaksınız!
1. ADIM Fund wire with hanesinde e-gold kutucuğunu işaretleyin Amount be wired hanesine e-gold hesabınızdaki dolar miktarını yazın. (e-golddaki para gram olarak hesaplanır. Günlük kurlar değiştiği için dolar karşılığı da değişebilir. Bu nedenle 75 dolarınız varsa buraya örneğin 72 dolar gibi bir miktar düşüğünü yazın) Wire type hanesinde Normak (2-3) days seçili olsun.(komisyon ücreti en az olan bu) Receival fee paid by hanesinde receiver seçili olmalıdır.(komisyon sizden kesilecek) Beneficiary's name hanesine banka numarası sahibini yazın. (sizin adınıza ise kendi adınızı başkasının adına ise onun adını yazın) Beneficiary's adress adresinizi yazın Bank account nr or IBAN hanesine banka hesap numaranıızı yazın (4639153 gibi)
Bank name and adress hanesine şubenizin adını adresini yazın. (OYAKBANK Cebeci Şubesi ANKARA gibi) Prefered memo of wire bu haneyi boş geçebilirsiniz Your name adınızı soyadınızı yazın Your mail mail adresinizi yazın ve diğer haneleri boş geçin Bütün bunları doğru olarak girdikten sonra Preview tuşuna basarak yazdığınız bilgileri tekrar kontrol edin.
2.ADIM Hata varsa back tuşuyla geri dönüp düzeltin. Herşey doğruysa proceed tuşuyla onaylayın.
3.ADIM Proceed tuşuna basınca karşınıza E-gold para transfer sayfası çıkacak. Burada en üstte firmanın adını hesap numarasını (372) ve gönderilecek doların gram olarak karşılığını göreceksiniz. Memo hanesini boş geçebilirsiniz. From hanesine ise size ait olan E-gold hesap numarasını yazın. Passphrase hanesine şifrenizi yazın. Turing number hanesine ise yanda görülen rakamları dikkatle yazın. (endişe etmeyin bu sayfa 128 bit kriptoludur ve E-gold'a aittir). Bilgileri doğru olarak yazdıktan sonra prewiev tuşuna basın. Hesap kontrol edilecek ve yeterli gram altın bulunursa onayınız istenecektir. Eğer altın miktarı yetersiz kalırsa birinci adımdaki amount to be wired hanesinde yazan dolar miktarını birkaç dolar düşürün. İşte bu kadar. Bir hafta ile 10 gün arasında paranız belirttiğiniz banka hesabında olacaktır. Güle güle harcayın.
4.ADIM Aşağıdaki işaretti gördüğünüzde, havalenin hesaba yattığını anlayabilirsiniz.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/4/2008 - Cep Telefonu Sigara Kadar Zararlı
Cep telefonu sigara kadar zararlı
Boğaziçi
Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selim Şeker, cep telefonlarının,
insanlara sigara kadar zarar verdiğini söyledi. Prof. Dr. Şeker, erken
yaşta cep telefonu kullanımının kanser riskini artırdığını da belirtti
Erciyes
Üniversitesi Mühendislik Kulübü tarafından düzenlenen ‘Cep Telefonunun
Zararları ve Elektromanyetik Dalgaları’ konulu konferansa katılan
Prof.Dr. Şeker, cep telefonlarının uzun vadeli kullanımında kalıcı
hastalıklara neden olduğunu söyledi. “Cep telefonun yoksa, itibarın da
yok. Denecek günlere geliyoruz” diyen Prof. Dr. Şeker, şunları
söyledi:“Cep telefonu kullanımı erken yaşlara kadar indi. Nasıl ki,
sigaraya erken yaşta başlayan kişi ile geç yaşta başlayan kişinin
kansere yakalanma risk oranı belirlidir, bu durum cep telefonlarında da
aynı şekildedir.
Cep telefonlarının direkt kanser yapmasa da, kanseri
tetiklediği görülmektedir” dedi.
Cep telefonları
kullanımından otaya çıkacak zararların insan üzerindeki etkisini 15 yıl
içinde göstereceğini söyleyen Prof. Dr. Şeker, “Ülkemizde cep telefonu
kullanımı bu süreyi doldurmadı. Ancak, İskandinav ülkelerinde buna
benzer örnekler var. Verdiği zararlar içinde, embriyo gelişiminde
bozukluklar, kadınlarda düşük riskleri, sperm sayısında azalmalar, kalp
rahatsızlığı, hafıza kaybı, değişik türlerde kansere yakalanma riski,
bulunuyor. Sigaranın kanser yaptığı kesin ancak, cep telefonlarının
zararları henüz kesin olarak ıspatlanamadı” dedi..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/4/2008 - Profesör Erkan Topuz’dan Acil Kanserojen Uyarılar!
Profesör Topuz’dan acil kanserojen uyarılar!
İstanbul
Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz,
çarpıcı açıklamalar yaptı! "2020'de dünyada 20 milyon insanın kanser
olacak" diyen Prof. Topuz, yiyeceklerden, temizlik malzemelerine kadar
bir çok üründeki kanser tehlikesine dikkat çekti ve önemli uyarılarda
bulundu.

İşte Prof. Dr. Erkan Topuz’un açıklamaları:
-Yeni
arabalarda çok güzel kokular vardır. İşte kanserojen! Çünkü arabaların
içindeki tüm o plastikleri yapıştırmak için kullanılan yapıştırıcıların
hepsi kanserojendir.
Tabiatta o kadar güzel yapıştırıcılar
vardır ki... Mesela ipek böceklerinin salgısından elde edilen zamkın
gücü başka hiç birşeyde yok. Midyeler, denizdeki demirle birleşerek
taşa yapışıyor ve onu kopartamıyorsunuz. Korkunç bir yapıştırıcı gücü
var. işte dünya yavaş yavaş bunlara dönmeli...
-Kuru temizleme işleminden geçen giysilerin üzerinde kanserojen madde kalıntıları vardır.
-İşyerlerinde
bilgisayarlar açık, belki oda da televizyon var ve o da açık, cep
telefonları da tabii yanımızda... Radyasyonlu ortamları havalandırmak
gerekir. Cep telefonlarıyla 30 saniyeden fazla konuşmak, 10 yıl sonra
beyin tümörlerinin 2 katına çıkmasına neden olmakta. Cep telefonlarını
kulaklıkla kullanalım. Nispeten daha koruyucu bir etkisi var.
Bilgisayarlarımızı gerekmedikçe açık bırakmayalım. Televizyonları 6-7
metre uzaktan izleyelim.
-Baz istasyonlarına aşağı yukarı 1
kilometre uzaklıkta oturmamız gerekir. Bir de ayriyeten Amerika’da yeni
çıkan yasa ile cep telefonlarını kuvvetlendirici yerler var. Onların da
okullara 500 metreden yakın olmaması gerekiyor. Yeni yapılan bir
çalışmada (2005 yılı Amerika’da) otobana yakın oturanlarda özellikle
çocuklarda kanser ve lösemi riskinin 5 kart arttığı görülmüş.
Arabalardan yayılan mazot ve kurşun atıklarından dolayı.
-Çalışan
insanların çoğunluğu öğle tatillerinde fastfood yiyorlar. Yanında bir
gazlı içecek var. Tabi bunların içinde şeker var. Şeker kanserin en
önemli dostudur. Fastfooddaki et kırmızı et ve yanmış. Bunun içinde bir
yığın katkı maddesi var. Yanında ise hiç hiç sebze yok.
-Sodayı da aşırı tüketmeyelim. Radyasyon var çünkü içinde. 1-2 tanenin zararı yok ama aşırı miktarda tüketmeyelim.
-Sert
içkilere karşıyız. Votka, rakı gibi. Çünkü miğde, ağız, diş ve mesane
kanseri yapıyor. Günde 2 bardak şarap içen kadınlarda meme kanseri
riskinin 3-4 kat arttığı görülmüştür. Ama bu çok yanlış anlaşılmasın,
şarapçılar iflas eder. Şarapların içinde de pestisit var. Çünkü bunlara
organik gübre atabiliyorlar. Organik şarap içebilirler. Kaliteli
yetiştirene karşı değilim, ama üzümler aşırı büyük olsun diye çok aşırı
gübreleniyor.
-Zeytinciler de bunu yapıyorlarmış. Zeytinler iyi olsun diye 5 kat fazla gübre atıyorlarmış.
-Yapraklı
olan yiyecekleri lahana, kıvırcık, marul gibi sebzelerin ilk 4
yaprağını atalım. Çünkü istediğiniz kadar yıkayın, organik bile olsa
pestisiti uzaklaştırmanız mümkün değildir.
-Lahana veya
haplarını tüketin. Kırmızı turp, lahana, karnıbahar ve brokoliyi
haftada 2 kez tüketirseniz hipotriodi yapabilir. O yüzden genellikle
buharda pişirin ve öyle tüketin.
Organik nedir?
-Doğrudan
doğruya pestisit atılmamış yani tabi toprakta yetişen, zirai mücadele
ilacı kullanılmamış, organik gübre genellikle kullanılmış yiyecekler.
Organik gübre de çok önemli. Amerika’da organik gübreye bile
bakıyorlar. Çünkü o gübrenin alındığı hayvan da pestisit almış
olabiliyor. Bu çok ince bir çizgi.
-Dünyanın en iyi organiklerinde bile yine 3-5 tane pestisit bulunmuş.
-Hakiki
organik, Tarım Bakanlığı’nın tasdiki olanlarını almak zorundayız, yani
artık buna inanmak zorundayız. Ama onun dışındakilere de çok dikkat
etmemiz gerekiyor.
Organik ürünün ne faydası var?
Organiklerde
salvastrol denen bir madde var. Mesela kırmızı turp kendisini
haşarelerden, böceklerden ve etrafında kendisini rahatsız edebilecek
zararlı mahsullerden koruyor ve bunun için de salvastrol denilen
maddeyi salgılıyor. Doğal bir savunma. Ama maalesef inorganik
yetiştirilen ürünlerin salvastrol üretmesine gerek kalmıyor. İşte biz
organik olanı aldığımız zaman salvastrol ümmün (bağışıklık) sistemimizi
güçlendiriyor, kanserden koruyor, kolestrol seviyesini düzenliyor vs...
-Çocuklar patates kızartmasını çok seviyorlar. Onların keyfini kaçırmayalım. İlk yağda, temiz bir yağda biraz kızartılabilir.
-Çocuklara balık terbiyesi verelim.
Neden kuzu eti?
-Ben
kırmızı et için sadece kuzu etini önerdiğimde bir öğretim üyesi çıktı
"Ankara’da kuzu kalmadı" dedi. Kuzuyu önermemin nedeni şu: Gariban
doğduktan sonra hiç bir zaman tarlaya salınmıyor. Çünkü tarlaya
salındığı zaman pestisitleri otluyor hayvan. Onun dışında biz ineklere
80 kilo süt versin diye büyüme faktörü veriyoruz. Bu gidip adalesinde
birikiyor. Büyüme faktörü vücudunda kanına giriyor, kanıyla adaleye ve
sütüne geçiyor. Hormon bu, ve kanserojendir. Vücuda girdiği zaman
insülin oranını yükseltiyor ve insülinin inip çıkması da glikozu
tetikliyor. Yani üç yönden kanserojen oranı tetikleniyor.
İnsanları aydınlatmak zorundayım
Bunlara
rağmen, maalesef bana bir öğretim üyesi de bunu söylüyor. Ben de dedim
ki: "Eğer siz istiyorsanız diğerlerini de yiyebilirsiniz ama ben
insanların yüzde 90’ı benim ağzımın içine bakıyor. Onları aydınlatmak
zorundayım. Sağolsun, Uğur Dündar ile biz bu işe soyunduk. Siz ne
derseniz deyin biz bu işin peşindeyiz".
Genellikle bütün
Amerika’daki büyük şirketler -Türkiye’de tabi buna bir yerde yakın-biz
böyle bir şeyler söylediğimiz zaman hemen bir bilimsel kurul
kuruyorlar. ’Bunlar satın alındı’ demiyorum, iftira etmiyorum
hocalarımıza ama bunlar hemen bir çalışma başlattırıyorlar, belli
büyüklükte bir fon alarak. "Bu fonun sonucunu bekliyoruz efendim, bu
nasıl olur?" diyorlar. Bu sürüyor 3-4 sene. O süre içinde de köşenin
köşesini dönüyorlar. Bu arada da bir sonuç çıkmıyor bundan zaten.
Gerçekleri açıklayanları tehdit ediyorlar
-Bizim
gibi yeşilci olanları, dernekleri mahkemeye veriyorlar, tehdit
ediyorlar. Ben de alıyorum bu tehditleri. Tehdit ediyorlar ve bunun
dışında milyonlarca dolarlık tazminatlarla gözünüzü korkutmaya
çalışıyorlar ve karşı lobiler kuruyorlar. Çünkü işte ’Dünya aç kalacak,
dünya yok olacak, eğer biz bu tarım mahsullerini üretmezsek, bu
kimyasalları yok ediyorlar ama biz bunları dolaylı olarak ortaya
çıkartıyoruz, besin değerlerinin içine söylediğiniz bitkilere enjekte
ediyoruz vs..’ diyorlar.
-Domatesin çekirdeği yok. Tohum
vermiyor. Büyük tröstler Türkiye’ye satıyor belli miktarda. Onu
çoğaltamıyorsunuz çünkü içinde tohum yok. Bunu en çok satan İsrail’dir.
Onlar bize tohum yollamasa biz açız. Biz bunu kendimiz üretebiliriz.
Biz bunu niye yapmıyoruz? Ama onlar genetiğiyle oynayarak en aza
indiriyorlar.
-Çekirdeksiz karpuz yiyoruz. Olacak şey mi?!
Sanki çok makbulmuş gibi. Halbuki çekirdeğini ayıklasak ne olur?!!
Üstelik iki katı fiyatına satıyorlar. Halbuki karpuz betakrotan
bakımından kırmızılar içinde kanserden koruyan en iyi varlıklardan bir
tanesidir.
Bulaşık detarjanlarındaki tehlike
-Bulaşık
makinasındaki deterjanı hiç bir şekilde arıtamayız. Çok az miktarda da
olsa kalıcı olur. Deterjanın içine elma sirkesi koysunlar. Makinadan
çıktıktan sonra da büyük bir cam kabın içine 9-10 çorba kaşığı elma
sirkesi koyalım. Tabağımızı sofraya koymadan önce bunun içine sokup
çıkaralım. Çünkü deterjana sirke de koysanız ne kadar yıkarsanız
yıkayın, çok az miktarda da olsa pestisit kalır.
-Mutfakta, porselen, cam ve çelik kullanalım.
-Bakır, aliminyum ve plastik mutfağınızda olmasın.
-Dip
balıklarında kanserojen madde var. Kefal, barbun, mezgit kanalizasyon
diplerinde yetişiyor. İstanbul’da yenilen karides, midye ve istiridyeye
ağzınızı sürmeyin. Zehirleniyorsunuz. Midyeden çok zehirlenen insan
oldu. Çünkü doğrudan doğruya kanserojen, içinde kurşun ve civa var.
Beyin dokusunda tahribat yapıyor, atılmıyor. En büyük kanserojen civa.
Bunlar da çinko da çok.
-Bitkisel baklagiller, bunlar protein ihtiva eden tabi proteinler.
-Yumurtanın beyazı dünyanın en faydalı en zararsız proteini.
Herkesi ekrana çıkarıyorlar, medya çok hatalı!
Türkiye’de
sazı eline alan, olur olmaz herkes artık ekrana çıkıyor, reyting
getirsin diye. Medya maalesef çok suçlu. Her programda görüyorum lise
mezunu bile olmayan adamlar herbalist diye çıkıyorlar. Doktorlar belki
nam yapsın, şöhret yapsın diye bilir bilmez bunların belki kapağını
açmamış çıkıp konuşuyorlar. Dikkat edin diyorum ve buradan uyarıyorum;
prostat olan hastalar çinko almasın ve yüksek doz kalsiyum
tüketmesinler. Prostat kanserinde tetikleyicidir ve kanser olduktan
sonra da süreyi kısaltır.
-Çocuklarımıza gazlı içecekler değil meyva suyu verelim. Muhakkak posalı tüketmelerine dikkat edelim.
-Türkiye’de
bazı derneklerden gelen bazı yazılarda, yüzde 70 saf meyva suyu olduğu
söyleniyor. Bunlara inanmak durumundayız. Çünkü çok büyük şirketler
bunlar. Ama meyva suyu olmayan, esans olanlardan kaçalım. Üzerinde
yazıyor zaten. Ama tarihlerine mutlaka bakalım. Meyva suyu sıkıldığı
andan itibaren 8 saatte değerini kaybeder O nedenle tarihlerini yakın
alsınlar lütfen ve onları 1 ay içinde bitirelim.
-Türkiye’de
hakikaten muazzam bir meyva potansiyeli var. Bütün çiftçiler,
köylülerimiz bunlardan para kazanıyor ben buna niye mani olayım. Ama
çabuk tüketsinler. Bir elmayı bile kesseniz üstü iki saat sonra siyah
olur, oksite olur ve işe yaramayabilir. Ama bunlar kendisini pastörize
ettikleri için bunları 1-2 ay içinde tüketmemizi sağlasınlar.
Beni düşman bellemesinler
Bizim
bu tatlı uyarılarımız hem çocuklarına hem torunlarına ve gelecek
nesillere faydası olacak. Biz tatlı uyarılar yapıyoruz. Bizi düşman
bellemesinler lütfen, dost bellesinler. Biz onları tatlı tatlı
uyaralım, onlar da bu zararlı şeylerden ufak ufak çekilsinler. Tabi ki
bir anda çekilemeyecekler.
Fast Food’çuları desteklerim AMA...
-Bizim
fast food’çular biraz kendilerine gelsinler lütfen! Fast Food’ların
yanında bir tabak da yeşil ikram etsinler. İyi yıkanmış, sirkeli sudan
geçirilmiş...O zaman biz bunları destekleriz. Şu an buradan uyarıyorum.
Eğer Fast Food’un yanında bir tabak da bedava yeşil salata -veya
salatalık, kıvırcık salata, domates de olur- verirlerse söz veriyorum
burada, o zaman bütün bu Fast Food’çulara sevgiyle yaklaşacağım.
Hayvanlarda bile kanser artıyor
-İngiltere’de
köpeklerin yiyeceklerine yeşil salatalar eklendi ve köpeklerdeki kanser
oranında yüzde 90 oranında azalma olduğunu görüldü. Köpeklerde bile bir
yeşil kanser oranını düşürmüş. Yani zehirin panzehiri yine yeşil. Bu da
2006 yılının bir çalışması.
Gece çalışan kadınlarda meme kanseri riski yüksek
Her
insan haftada bir kez gece hayatı yaşayabilir, çılgınlıklar yapabilir.
Ona karşı değilim. Bu günlük hayatını renklendirebilir. Amerika’da
yapılan bir araştırmaya göre, gece çalışan kadınlarda 5 kat fazla meme
kanseri görülmüş. Karanlıkta uyumak, aşağı yukarı 30-40 yaşından
sonra... Beynimizde melatonin denen bir hormon vardır. Bu melatonin
karanlıkta ortaya çıkar. Ümmün sistemi korur, vücudu gençleştirir,
dengelendirir, mutluluğu sağlar, uyku düzenini sağlar, kansere karşı
ümmün sistemini uyarır, çok güçlüdür. Gece hayatı olan insanlar bu
hayatı değiştirsinler.
Yağlara dikkat!
Biz
katı yağlara karşıyız. Yanlış anlamasınlar ama onlar zeytinyağdan
üretmişler falan, ona karşı değiliz. Bu kadar ilanlar vererek, beş
kişiye kutuyu tutturarak, televizyonlara çıkarak insanları
aydınlatmaları yönünden güzel bir şey bu. Biz katı yağlara karşıyız.
Tereyağa da karşıyız. Ama zeytinyağdan yaptıklarını söylüyorlar. Ama
bunu yaparken akla bir soru geliyor ’Acaba ben katı yağ alacağıma niye
zeytinyağ yemiyorum ki?’ diye bir soru geliyor akla. Soya yağından
yapıyoruz falan filan diyorlar ama iz çok hijyenik olduğu ve kaliteli
insanlara kutuyu tutturarak gösterdikleri için onlar da çok kaliteli
öğretim üyeleri var aralarında, diğer kişiler var işte medyada isim
yapmış kişiler. Tabi ki onlara saygı gösteriyoruz. Bu kampanyanın diğer
firmalara da örnek olmasını ve sağlıklı şeyleri insanlara duyurmalarını
tavsiye ediyoruz.
PEKİ KENDİSİ NELER YAPIYOR?
Prof.
Dr. Erkan Topuz, halkı aydınlatıcı bilgiler verdikten sonra, kendi
günlük yaşamı içerisinde neler yaptığını, nasıl beslendiğini de kısaca
özetledi. Topuz şunları anlattı:
"Ben normal olarak 22:30
ya da 23:00’te yatarım. Karanlık bir yerde yatarım, sabah da 05:30 veya
06:00’da kalkarım. Aşağı yukarı 40 senedir, üniversitedeki hayatım ve
çocukluğumdan beri böyledir.
Televizyonu çok uzak mesafeden izlerim. Bilgisayarımı açık bırakmam. Çocuklarıma da açık bırakırlarsa kızarım.
Cep
telefonuyla 30 saniyeden fazla konuşmam. Hemen kapatırım. Ama bu benim
alışkanlığım çok çabuk konuşmak. En az 80-90 kişi bana mesaj bırakıyor.
Cep telefonlarımı belli saatlerde açarım. Öğlen bire kadar telefonumu
açmam. Akşam da 22:30 kadar da açıktır. Sonra kapatırım.
Haftanın
5 günü balık çorbası içiyorum. Dip balığı dışındaki balıklarla yapılan
çorba. Bu çorbanın içine zerdeçal mutlaka koyarım. Zerdeçal, bizim sarı
safran dediğimiz ve köri olarak da piyasada bulunur. Kansere çok
etkilidir. Gerek korumasında gerekse kanser esnasında damarı bağlayan
bir maddedir. Aşaığı yukarı her 200 gram için bir çorba kaşığı
attırıyorum. Bu zaten çok lezzetli bir şey. Bütün Uzakdoğu’nun ve
Avrupa’nın tükettiği bir olay. Ama bizde bu terbiye yok.
Haftada mutlaka 1-2 kez balık yerim.
Genellikle
esmer pirinç yemeye çalışırım. Beyaz un, beyaz şeker ağzıma sürmem.
Hastalar teşekkür için baklava falan getiriler, içinden bir tane alırım
bazen hatırları için.
Evimize beyaz ekmek girmez.
Yemeklerde kaya tuzu kullanırız.
Sabah
kahvaltısında 1 veya 2 bardak su içmeyi tavsiye ederim. Vücuttaki
toksinleri atar. Bir de kahvaltıda yeşil çay tavsiye ediyorum. Ayrıca,
yeşil çay, böğürtlen, ısırgan ve limon kabuğundan yapılan çay çok
önemlidir. Isırfan yaprağı ve kökü, prostat, mide, meme kanserinden
korur. Ben bunu sabah tüketirim.
Eğer organikse mutlaka 2-3 domates yerim.
Keçi peyniri tercihimdir. Çocukluğumdan beri çok zeytin tüketirim. Zeytin eğer organikse dünyanın en faydalı yiyeceklerinden.
Sabah kahvaltısından her türlü yeşili tüketebiliriz.
Biz
diyoruz ki bire beş veya yedi sebze tüketin. Minerallerinizi,
betakrotenlerinizi, selenyumunuzu vs. bütün minerallerinizi bunlardan
almaya çalışın. Ama bazı oranlar var ki bir oda kadar selenyum
tüketirseniz o zaman kanserden korunursunuz. Ama 200 ünite E
vitaminiyle beraber tüketirseniz prostat kanserinden yüzde 20 korur.
Ben E vitamini alıyorum.
Omega3’ü balıktan alıyorum ama
yeteri dozda alıyor muyuz? Omega 3’ü bir ay içelim, bir hafta
dinlenelim. Çünkü omega 3 bizim için çok faydalı.
Devedikeni
sütü alırım. Bunun karaciğeri kanserinden koruduğu 3 bin senedir malum.
Prostat ve mesane kanserinde tümörü durdurucu etkisi gözlenmiş.
Bromalein kullanıyorum. Ananasın köküdür, özüdür, çok şifalıdır. Ama bunları periyodik olarak kullanıyorum.
Bunun dışında bazı tip mantarlar kullanıyorum.
Hiç
bir şekilde zayıflatıcı gıdalara gitmeyiniz. İnanmayınız diyetçilerin
8-10 kilo verdirdiğine. Çünkü sizi kansere hazırlıyor. Manken olma
sevdasına girmeyin, sağlıklı yaşayın. Tabi ki biz boy kilo oranına
dikkat ediyoruz ama ayda 1-1,5 kilonun üzerinde kilo vermek kansere
hazırlıktır. Çünkü yüksek oranda kilo verdiğimiz zaman, vücuttaki
yıkıcı mahsuller ve tüm zehirli atıklar kansere dönmektedir. Normal
boy-kilo indeksine giriiniz ama ayda 1-1,5 kilo verin.
Mesela
yeşil çay, hem kanserden korur hem de kilo almalarına mani olur.
Bromalein (ananas özü), kilo aldırmaz, vücuttaki ödemi atar, kanserden
de korur. Veya ananası günde 2 bardak tüketin ya da bunları
alamıyorsanız günde 2 bardak yeşil çay tüketin.
Kırmızı et
ben yemem. Ancak ayda ayda ya da bir iki ayda yerim. O da dışarıda
yerim. Bizim eve kırmızı et artık girmiyor. Balık, tavuk ve hindi yerim
sadece."
kaynak: Televizyon Gazetesi
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/4/2008 - Margarin Şakşakçıları Ve Gerçekler!
Margarin şakşakçıları ve gerçekler!
Memleketimizde
öyle beslenme uzmanları, öyle gazeteciler var ki, yurtdışında
yasaklanmış olan şeyleri halka kakalamaya çalışıyorlar. Biz de
soruyoruz, kendi çocuğuna yedirir misin?

Ben
kesinlikle margarin yemem mesela. Birincisi, içinde aslında ne olduğunu
bilmiyorum. Pamuk yağından mı yapılır, motor yağından mı yapılır, hurma
yağından mı? Bunun cevabı belli değil.
İkincisi, sıvı
halden katı hale nasıl olduğunu anlamadığım bir yöntemle getiriliyor.
Ne yayık tereyağı gibi yayıkta oluyor, ne süt kaymağı gibi kaynatılıp
hazırlanıyor. Bilmediğimiz bir yöntem. Çince de bir ismi var:
Hidrojenizasyon.
Üçüncüsü, margarin bir besin değil. Hiçbir
şey değil. Hakiki tereyağı ve kaymağı düşünürsek mesela, bunların
içinde Allah vergisi vitaminler, mineraller var. Yumuşak dokularımız,
iç organlarımızın korunması, eklemlerimiz için ihtiyaç duyduğumuz
“gerçek ve doğal” yağ var. Oysa margarin koca bir hiç.
Bir
şeyin besin olduğunu en iyi nasıl anlarsınız biliyor musunuz? Onu
bakteriler, mayalar yiyorsa besindir. Üstüne böcek konuyorsa besindir.
Bir kenara biraz margarin koyun, ayrı bir yere de tereyağı. Tereyağı
kısa sürede bozulur, ekşir. Çünkü onu gözümüzle göremediğimiz
bakteriler yemeye başlamıştır. Margarinin üstüne gelen de giden de
olmaz. Aylarca bozulmaz, yıllarca bozulmaz.
Dördüncüsü,
“margarin çok ucuz olduğu için bütçemiz ancak buna elveriyor” diyenlere
hak vermiyorum. 100 yıl yaşayan büyüklerimizin iç yağı, böbrek yağı,
kuyruk yağı yerken herhalde bir bildikleri vardı. Bu yağlar şu anda
alabileceğiniz en hesaplı yağlar. Hayvanın güzel otlaklarda otlamış
olması koşuluyla çok sağlıklı yağlar aynı zamanda. En iyi kebapçıların
sırrının kuyruk yağı olduğu aklımızın bir köşesinde kalsın.
Beşincisi,
içinde çok katkı maddesi var. Renginin belli bir sarılıkta olması için
boya, kokusunun belli bir tereyağı taklidinde olması için parfüm,
tadının süt taklidinde olması için başka katkı maddeleri… Kıvamı için
başka katkı maddesi, parlaklığı için başka katkı maddesi…
Altıncısı,
hayvancılığımıza darbe vuruyor. Küçükbaş büyükbaş hayvan besicileri
üstü kaymak bağlayan mis kokulu sütlerden tereyağı yapıp kaymak yapıp
bize satsalar daha iyi değil mi? Bugün bir sürü besici ve mandıra
çalışanı talep azlığından işlerini kaybediyor. Köyünde aç kalıyor.
Köylerden şehirlere göç ediyor, yerinden yurdundan oluyor.
Yedincisi,
margarincilerin hiçbir işe yaramayan ürünlerini pazarlama şekillerini
çok çirkin buluyorum. Margarinin içindeki “trans yağlar”ı, (yani
aslında bir cinsten başka bir cinse geçirilmiş yağlar) vücudumuz
tanımıyor. Biz trans yağ yemeye devam ettikçe bu yabancı maddeler
vücudumuzu hasta ediyor. Bu gerçeği bilen New Yorklular mesela, bütün
lokanta, kafeterya, vb. toplu yemek yenilen yerlerde trans yağ
kullanılmasını yasakladı. Bir de reklamcılar, utanmadan “geri kalmış
ülkenin geri kalmış insanları” gibi gördükleri bizleri, kalbe faydalı,
çocuklarınıza mutlaka yedirin diye kandırmaya çalışıyorlar (bir avuç
dolar için değer mi?).
Hadi margarin üreticilerini anladık.
Yaptığı işten zaten utanan reklâmcıları da anladık. Peki, beslenme
uzmanlarına ne oluyor onu anlamadık. Kol kola vermiş, “çocuklarınıza
margarin yedirin” diyorlar. Vatan gazetesinde “Margarin çocuklar için
sağlıklı bir enerji kaynağı” diye devasa bir haber yapan Ayşe Aydın’a
ne oluyor onu da anlamadık. Ayşe Aydın’a ve beslenmekten haberi olmayan
beslenme uzmanlarına soruyorum: Sizin bu marifetlerinizi okuyup, inanıp
da çocuğunu margarinle beslemeye kalkan bir anne çocuğunun 15 yaşında
kalp hastası olduğunu öğrenirse bunun vebalini üstlenecek misiniz?
Vicdanınız rahat edecek mi? Geceleri rahat uyuyabiliyor musunuz? Kusura
bakmayın Ayşe Hanım, piyasada bu kadar yayın varken, margarinin ne olup
ne olmadığı bu kadar çok yazılıp çiziliyorken bir sürü insanın
okuyacağı koca bir gazete yazısında margarini övebilmek
için…(boşlukları siz doldurun).
Sekizincisi, biz
margarinleri “trans yağ”, “hidrojenizasyon” “pamuk yağı” diye deşifre
ettikçe içinde bunların olmadığı yeni margarinler türetiyorlar. Şimdiki
son model margarinlerden bazılarının bu maddeler, bu yöntemler olmadan
hazırlandığını iddia ediyorlar. Sonuçta “Bed asla necabet mi verir hiç
üniforma? Zerdus palan ursan eşek yine eşektir”!
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/4/2008 - AKP içindeki Ergenekoncular!..
AKP içindeki Ergenekoncular!..
Ergenekon
çetesine yönelik düzenlenen operasyonun en yakın takipçilerinden
Gazeteci Şamil Tayyar, AK Parti içinde de Ergenekon'la bağlantılı bazı
isimlerin olduğunu iddia etti. Ergenekon'un psikolojik harekatından
etkilenen AKP'li milletvekili sayısının 20'nin üzerinde olduğunu
savunan Tayyar'a göre 'Ergenekon partide bir korku iklimi yaratıyor.
Psikolojik bir harekât yürütüyorlar. Abdüllatif Şener ve Turan Çömez bu
harekâttan etkilendikleri için partiden ayrılmış olabilir!'.
'Operasyon
Ergenekon' kitabının yazarı gazeteci Şamil Tayyar, AK Parti içinde de
Ergenekon'la bağlantılı bazı isimlerin olduğunu söylüyor. Tayyar,
'Ergenekon partide bir korku iklimi yaratıyor. Psikolojik bir harekât
yürütüyorlar. Abdüllatif Şener ve Turan Çömez bu harekâttan
etkilendikleri için partiden ayrılmış olabilirler' diyor.
İşte Referans Gazetesi'nden Nuray Başaran'ın Şamil Tayyar'la yaptığı röportaj:
Ergenekon
Türkiye'yi altüst etti. Bunu ilk yazanlardansın, hatta kitap haline
getirdin. Herkesin kafasında bir Ergenekon var. Sana göre Ergenekon
nedir?
Şimdi Ergenekon çok derin ve merkezi bir
yapılanma ancak bu birdenbire ortaya çıkmış bir yapı da değil. İttihat
ve Terakki'ye kadar uzanan ana bir damardan besleniyor. Zaman zaman biz
buna gladyo, zaman zaman kontrgerilla ama bugün geldiğimiz noktada,
bizim o derin devlet diye tarif ettiğimiz, yani o karanlık ilişkiler
ağının merkezindeki o yapıya, bugün Ergenekon diyoruz. Şu andaki resmi
verilere göre, Ergenekon isminin bu yapıya verilmesinin tarihi daha çok
1999 gibi gözüküyor. 28 Şubat sürecinden hemen sonra, özellikle Batı
Çalışma Grubu'nun yavaş yavaş tasfiye edilmeye başladığı ve
Ergenekon'un devreye girdiğini görüyoruz. O da 1999. İdeolojik olarak
ve beslendikleri ana damar açısından baktığımızda birbirinin devamı
gibi gözükebilir. Aslında 28 Şubat sürecinin devamıdır. Ancak kadro
yapılanması birbirinden farklıdır. 28 Şubat sürecinde daha çok belli
bir mezhebin etrafında kümelenmiş yapı vardır. Bugün geldiğimiz noktada
Ergenekon'da, daha milliyetçi, ulusalcı vurgunun, dokunun güçlü olduğu
bir yapı var. O nedenle bu kadro farklılığı 28 Şubat sürecinde aktif
olarak rol almış kimi isimlerin de bulunmasının yol açtığı, onlar
içerisinde eğer bir frekans birlikteliği bir doku paralelliği varsa, o
kadroların bir kısmı bu yeni yapı içerisinde yer aldı.
Ergenekon
geldiğimiz noktada sizin de tanımınızda kullandığınız bir çete
faaliyeti olarak gündeme geldi. Devletlerin kendini koruma amaçlı
kurduğu yapılar dünyanın her yerinde var. Çete dediğiniz Ergenekon'u o
yapılardan ayıran unsurlar sizce ne? Bir de subay, astsubay emekli
paşalar bağlantısı kurulunca, Ergenekon'la ister istemez TSK da
ilişkilendiriliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Bir
organik bağdan söz etmek söz konusu değil ancak destek verenler var.
Çünkü o desteği almadan, bu gücü kullanmaları mümkün değil. Bunların
istihbarat bilgisine ihtiyaçları var. Zaman zaman bu son bazı şeyler de
görüyoruz. Silahlara ihtiyaçları var. O nedenle TSK içerisinde, bu
yapıya destek veren unsurlar var. Ama bu kurumsal destek değil, yani
daha çok münferit gibi görmek mümkün ama bu münferit örnekleri ortadan
kaldıracak bir tavır sergilenmiyorsa, ortada bir ihmal var. Demek ki
TSK yönetimi açısından bu son Ergenekon soruşturmasında benim gördüğüm,
başta Yaşar Büyükanıt olmak üzere, Genelkurmay karargâhının bu
operasyona destek verdiği kanaatindeyim. Eğer siyasi otoriteyle ve
yargıyla ve asker arasında bu zımmi mutabakat olmasaydı, Ergenekon
soruşturması bu aşamaya kadar gelmezdi. Benim kişisel kanaatim, Yaşar
Büyükanıt'a yönelik, son dönemde ulusalcı çevrede başlayan tepkilerin
de bir ölçüde Ergenekon konusundaki pozitif tavrından kaynaklandığını
düşünüyorum. O kesim Ergenekon soruşturmasında Büyükanıt'ın operasyonel
güce destek verdiğini veya en azından sessiz kalarak onları
cesaretlendirdiğini düşünüyor. Benim kişisel kanaatim, Yaşar
Büyükanıt'ın burada bir zımmi desteği olduğunu düşünüyorum.
Çok tehditler aldığınızı duyuyorum. Korunuyor musunuz?
Çok tehditler alıyorum. Koruma için talepte bulunmuştum, olumlu karşılamışlar. Bir koruma tahsis ediyorlar.
İki
dava bir arada yürüyor: Kapatma davası ve Ergenekon. Bu iki dava
birbirinin rövanşı gibi algılanıyor. Hakikaten bir rövanş var mı bu
işte?
Ben çok rövanş olarak algılamadım. Çünkü
kapatma davasına teşebbüsün çok eski tarihe uzandığını biliyoruz. O
dönemden bu yana ciddi olarak hazırlıklar vardı. Ergenekon da sekiz
dokuz aydır devam eden bir soruşturmanın sonucuna geldiğimiz bir nokta,
o yüzden ikisi arasında bir paralellik görmüyorum.
"Bir numara" diye bir şey var. Bir numara kim?
Bir numarayı bilmesi gereken herkes aslında biliyor.
Biliyor musun?
Bildiğimi
düşünüyorum. Elimde bir doküman yok, imzalı belgeli bir şema yok ama bu
olaylarla ilgili araştırma yaparken, kafamda oluşmuş bir kanaat var. Bu
kanaati tanık sıfatıyla ifademi alan ve soruşturmayı yürüten savcılara
da verdim.
Onlara bir numarayı söyledin.
İfademde yok ama bilgi olarak aktardım.
Davanın sonucunda Türkiye bu bir numarayı tanıyacak mı? Ne düşünüyorsun?
Ergenekon
yapılanmasıyla ilgili bir numara başta olmak üzere, tepe yöneticilerle
ilgili benzer kanaatlerin, soruşturmayı yürüten savcılarda da
oluştuğunu ve onların da kafasında bazı isimlerin şekillendiğini
düşünüyorum. Bu konuda kesin bilgi sahibi değilim. Ancak bir numaraya
kadar gidebilirler mi? Gideceklerini düşünmüyorum.
Niye düşünmüyorsunuz?
Çünkü
bu üç dört savcının iradesini aşan bir büyüklükte, bir boyutta. O
nedenle, "hadi biz bunları da yapalım" diyemezsiniz. Bir numaraya kadar
giden bir soruşturma iradesini göstermek gerçekten çok zor ve bugünkü
mevcut koşullarda da imkânsız gibi geliyor. Hele AK Parti'nin kapatma
davasından sonra, bu bana göre tamamen imkânsız hale gelmiştir.
Büyük
bir kesim AKP'nin kapatılacağına inanıyor. Ama görünen o ki, siyasi
yasak getirilecek milletvekillerini bile bir kenara koysak, AK Parti
tek başına iktidar olmaya devam edecek gibi duruyor. Kapatmadan ve
yasaklardan sonra bile. Bu noktada AK Parti'de Ergenekon'un bağları
olan Brütüs'ler veya Erdoğan'ın Brütüs'leri var mı?
Tabii
AK Parti içinde de Ergenekon'la şu ya da bu şekilde bağlantılı bazı
isimlerin olduğunu düşünüyorum. Zaten düşünün ki, toplumun %47 oyunu
almış ve iktidardaki bir siyasi partinin içine nüfuz edemiyorlarsa
zaten hedeflere çok kolay ulaşamazlar. O yüzden yine bağlantılı
olduklarını düşünüyorum.
Kapatmadan sonra AK Parti'yi yönetecek kişi konusunda Ergenekon etkin olabilir mi?
Yok AK Parti'de o kadar nüfuz kullanabilecek durumda değiller ama şu da bir gerçek
AK Parti'yi parçalayacak güce sahipler mi?
Şu
anda öyle bir izlenim edinmedim ama sıkıntı verebilirler. Abdüllatif
Şener'in 22 Temmuz seçimlerinden önce böyle bir potansiyel
cumhurbaşkanı adayı gibi sunulması, yine aynı çerçevede Şener'in aday
olmaması, adaylık ihtimalinin ortadan kalkınca daha sonra seçimlerde
milletvekili adayı olmamasında, bunların bir dolaylı etkisi olabilir.
Hani bu Sayın Şener'le, onlar arasında bağlantı olduğu sonucunu elbette
doğurmaz. Ama onlar öyle bir psikolojik harekât yürütüyorlar ki, bu
psikolojik harekâttan Sayın Şener etkilenmiş olabilir. Yine Sayın Turan
Çömez'in de açıkçası Ergenekon'un yaydığı korku ikliminden etkilenmiş
olacağını düşünüyorum. AK Parti içerisindeki, o muhalefet stratejisinin
biraz da bu etkilenmeden kaynaklanmış olabileceğini düşünüyorum. Bugün
de Çömez gibi olanların sayısı, bu psikolojik harekâttan etkilenmiş ve
kafası karışık milletvekili sayısı, yirminin üzerinde.
Başbakan Erdoğan'ın çok yakınındaki isimler de var mı bu yirmi kişi içinde?
Var, isim vermem çok şık olmaz.
"Ergenekon'da
bir numaraya ulaşılabileceğini zannetmiyorum" dediniz. Bu kanaate
nereden vardınız? Boyutları nereye kadar varabilir, senin beklentilerin
nelerdir?
Çünkü bir numaraya kadar gidecek bir soruşturma ancak devletle bir mutabakatla olur.
Ama başlangıcında böyle bir mutabakat oldu mu?
Bir
zimmi bir mutabakat var. Ama bu mutabakat oraya kadar giden bir şey
değil. Daha çok alt düzeyde safraların atılması konusunda olduğunu
düşünüyorum. Şu anda çetenin ortaya çıkarılan üyeleriyle ilgili
geldiğimiz nokta, bir safra atılma operasyonudur. Aslında buna
Ergenekon'un da ben dışardan dolaylı destek verdiğini düşünüyorum. Eğer
bunlar tasfiye edilmeseydi, belki soruşturmanın seyri daha derinlere
gidebilirdi. Onlar da buna bir miktar izin vererek kendilerini
kurtardılar. Bunlar daha çok, dağcı operasyonunda ip koptuğu zaman,
işte diğer dağcıların ölmesini engellemek için kendi ipini kesen
dağcılara benziyor.
Bir numara da dahil olmak üzere Ergenekon'un merkezinde bulunanlar bu operasyona yardımcı ya da müdahil mi oldular?
Müdahil
değil ama birtakım bilgilerin sızdırılması, belgelerin sızdırılması. Ya
da en azından sessiz kalmışlardır. Ya da onlara sahip çıkmamışlardır.
Peki, neden böyle bir şey yaptılar?
Çünkü
işin şakasının olmadığını gördüler. Ve ciddi olarak bir soruşturma
yürütülüyor ve soruşturma giderek derinleşiyor. Ve onlar da bir yerde
kesilmesini arzu ettiler ve çektiler. Daha ötesine gitmesi için
devlette dediğim gibi, bir mutabakat olması gerekir. Ama bu mutabakat
şartları, bugün için söz konusu değil, ilerde olur olmaz mı onu da
zaman gösterir. Bugün için öyle bir mutabakat söz konusu değil.
Ana gövdeyi emekli askerler oluşturuyor
Ergenekon kimler tarafından kuruldu, devlet bunun ne kadar neresinde?
Daha
doğrusu devletin tam merkezinde, tam göbeğinde. Toplum üzerinde etki
yaratabilecek, nüfuz kullanabilecek her kesimden temsilciler var.
Askerler var, yargı mensupları, gazeteciler var, yeri gelince
psikologlar, doktorlar, akademisyenler var. Toplum üzerinde güç
kullanabilecek her kesimden temsilciler var. Ama ana gövdeyi oluşturan
kesim, ağırlık olarak emekli askerlerden oluşuyor. Şu ana kadar bu
Ergenekon şeması içerisinde yer alan, bir muvazzaf subaya ben açıkçası
rastlamadım. Aktif olarak hâlâ görevde olan bir subay yok. Daha çok
emekli paşalardan ya da emekli diğer rütbelilerden müteşekkil. Ancak
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içerisinde bu yapıya şu ya da bu sebeple
doğrudan ya da dolaylı destek veren subaylar, astsubaylar var.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/4/2008 - TSK 'kapatma davası'nın neresinde?
TSK 'kapatma davası'nın neresinde?
AK
Parti’nin kapatma davasıyla karşı karşıya kaldığı sürecin mimarisinde
TSK’nın rolü var mı yok mu? Varsa ne düzeyde?.. Nasuhi Güngör, askerin
23 Nisan'daki tavrından yola çıktı ve 28 Şubat, 27 Nisan ve 8
Haziran'da yaşananlara dikkat çekti...
Nasuhi Güngör'ün köşe yazısından ilgili bölüm:
TSK nerede duruyor?
Ortam
gergin. O yüzden aklımızdan bir an bile çıkmayan soruları sormakta
zorlanıyoruz. Kapatma davasının açıldığı günden bu yana konuyla
ilgilenen herkesin bir şekilde anlamaya çalıştığı soru şu:
Asker bu işin neresinde?
28 Şubat ve sonrasında ortaya çıkan örneklere bakınca, bu soruyu sormak, gereksiz bir kuşku olmanın ötesinde anlamlar taşıyor.
Refah
Partisi’ni iktidardan indiren ve kapatan, ardından Fazilet’i aynı
akıbete uğratan sürecin mimarisinde TSK en önde yeralıyordu. Ertuğrul
Özkök ve arkadaşlarının verdiği ‘piyade’ desteğini de anmadan geçmek
haksızlık olur.
Meşhur brifingleri hatırlarsak, işin
hiyerarşik tarafı da kafamızda tekrar şekillenmiş olur. Yargının ve
medyanın koşa koşa gittiği brifingler, kimin kimi yönlendirdiği
konusunda tabloyu gayet açık ortaya koyuyordu.
Gelelim bugüne.
AK Parti’nin kapatma davasıyla karşı karşıya kaldığı sürecin mimarisinde TSK’nın rolü var mı yok mu? Varsa ne düzeyde?
23
Nisan’la birlikte ortaya çıkan manzara bize bu konuda fikir verebilir
mi? Birinci Meclis dışındaki toplantıları boykot etmeleri ne anlama
geliyor?
Tüm bunlar bize önemli ipuçları sağlar. Ama bütünü görmemize ne kadar katkısı olur, bunu tartışmak gerekiyor.
Söylenebilecek ilk tespit, manzaranın 28 Şubat’tan farklı olduğudur.
Anlamamız gereken, bunun taktik bir tercih mi, yoksa faklı bir duruş olup olmadığıdır.
Yani
TSK’nın durduğu yer, geçmişte yaşananları doğru değerlendirip ‘Siyasete
müdahil oldukça işler daha da karışıyor’ noktası mıdır? Bu anlamda bir
‘geri çekilme’ midir?
Yoksa, ‘Bu işleri yönlendirmenin
başka yolları da var. En doğrusu olup bitenin dışında görünüp,
yıpranmadan ve dolaylı yollarla süreci yönetmektir’ anlayışı mıdır?
Bu soruların cevabı gerçekten önemli.
Keşke,
‘Hayır, 28 Şubat, 27 Nisan, 8 Haziran ve sonrasında ortaya çıkanlardan
herkes yeterince ders çıkardı. Bu saatten sonra olabildiğince bu
işlerin dışında kalmaya gayret ederler’ deyip işin içinden
çıkabilseydik.
Ama bu o kadar kolay değil.
Mesela
yukarıda 8 Haziran dedim. O günü hatırlayan var mı? Oysa 27 Nisan’dan
kısa bir süre sonra Genelkurmay’ın internet sitesine düşen bu metin son
derece ilginç bir çağrıda bulunuyordu:
‘TSK’nın beklentisi; terör olaylarına karşı yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesidir.’
Dönemin
iktidarını, yani AK Parti’yi ‘teröre karşı aciz gösterme’ hedefindeki
bu metin, öyle garip bir hava oluşturdu ki, Genelkurmay hemen açıklama
yapıp geri adım atmak zorunda kaldı.
Tüm bunlardan
geldiğimiz nokta şurası. Yaşadıklamız, daha bir yıl önce internet
üzerinden verilen ‘muhtıra’lar, şimdi de 23 Nisan tablosu, ne yazık ki
bize aradığımız umut ışığını vermiyor.
27 Nisan’ın sene-i devriyesine birkaç gün kala şimdilik bu kadar.
Star
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23/4/2008 - SAGOPA KAJMER-RESİMLERİ VE ŞARKI SÖZLERİ

BAYTAR
Bu dilden firar eden her söz, yaydan çikmis ok gibi
Sözler bazen bir hazine bazen dermansiz bir dert tipi
Geçmis dünden bahsetmek lezzetsiz
Gelmemis yarindan hep mi sikayetçiyiz biz
Aklimin ipinin ucuda kaçmis, timsah katreleri bosalsin
Bir iki damla hiç degersiz
Hüzün ve kaderin pençesinde bir dev nam-i-degersiz
Gece-gündüz ömürden yontar dünya dönmez yarensiz
Bugün ömrün yarim gün, serbest kalsin fikrim
Senin tozlarini silemez tenimden ellerim
Varlik ruhu terk eder gözün gözümden ayrilinca
Bendeki ask altin misali agirliginca
Sensiz benlik yokluk demek kalbim sana emekçi
Ask denen illet çorak arazide tilki misal kurnaz bekçi
Basim sarkit bir mahalsiz cümle yolumun önüne tas
Dudaklarınla kaderi nikah eden çakir keyif dertdas
Gören der ki sel agzina bina yapmak aptal isi
Yel eserse kirmaz disimi, kalp bir körse görmez bir seyi
Saniyeler dakikalarla yapar alisverisi
Saatler seni alir benden korkarim olamaz gelisi
Hasret gözümün isiklarini söndüren alçak misafir
Afitap sönük bir mum ayrilik hain bir zehir
Melek yanimda yüzünü saklar felek yüzüme kas çatar
Bir tek bu hüznü sen bogarsin ipek tenin derime batsin
Rüzgar saçini süpürse mest olur bakislarim
Adinla uyanir kulaklarim, yüzünle açar göz kapaklarim
En güzel siirlerimle kaleme adini sayiklatirim
Odamin hayaletisin sessizligine asigim
Derdime çare baytarim yok
Dengeme destek tut ki durayim
Safak günesin fermani geçer aci tatli sayili zamanin sancisi
Ama melek bir yandan, seytan bir yandan
Basim zindan yokluk var bu kaçinci sikayetim bilmem
Kafami duvara yasladim omuzlarin yanimda yok
Ahbaplar maymun istah sahibi benim içim senle tok
Yok ki gücüm belki devler ülkesinde bücürüm
Sessizliginle gelir hüznüm yoklugunda gömülü ölüyüm
Bu devranin binlerce sevgi müsterisinden biriyim
Yalnizligima küfrederim sensiz halden müstekilim
Ilelebette dönmez olsan bil ki yalniz nöbetteyim
Hatalarima savas açtim her gün farkli kefendeyim
Hayat günlük defter yapragi hazan gelir dökülür
Gelirken ne getirilir ki giderken ne götürülür
Dertle anlas deva bul üzüntü kalbi sömürürür
Yüzüne baktigim her an cennetten bahçe görülür
Gülüsle sen degil gönül bucaklarinda harabeler
Bu hilekar tavirla geçer fena saatler
Seni içeren masallarim anlatilacak kadar kisa degiller
Ask ilinde bir tarafta cüceler diger yanda devler
Derdime çare baytarim yok
Dengeme destek tut ki durayim
Safak günesin fermani geçer aci tatli sayili zamanin sancisi
Ama melek bir yandan, seytan bir yandan
Basim zindan yokluk var bu kaçinci sikayetim bilmem


Bebeğim Öldü
Ve bebekler de ölür...
Hayatımın gerçek öykülerine ayrılan bir filmin soundcheckindeyim.
bir yazar mıyım ? yoksa tek şiirlik şair mi ?
Notumu verdi hocalarım nasihatı koydum cebime ve zorda kalana dek çıkarmadım.
Ve ben bozuk paraydım anlaşılamadan çiklet oldum
Ve ben bütündüm yarimi sevgilimde bırakıp yarimi sokağa attım
Canımı yolda buldum, canıma teslim ettim, canıma okudu
RAP canımsın !... Canıma okudun canıma kastın
İçimde saklı bir kaçak çocuk korku dolu bakışlarıyla gizlenirken iz bırakmış anılarıyla sevgili.
Mutluluktan ağlak olmak artık bir seferlik bana da mahsus
Anlamak kolaysa bak bi gözümün içine !...
Yer mi Len Velet !?!?... Sekiz senemle ben dalaştım kimsecikler yoktu mikrofonu mu buldum
İçimi döktüm.
Zihnimin derinliklerinde yaptığım kazılarda onca yılın çöpleri yatılı
Onların içinde binlerce ölümsüzlük ölümü görmüş
Kaybettiğim gülücüğü gül demeti halinde koymuşlar oysa ki suratıma
Gömülü parmak izlerin omuzlarımda
Gözlerimde bir filmsin. Göz çukurlarımda uyuya kalmış bir bebeksin.
Bende ninninim uyu....
Dayan sabır gerek
Yolun uzun, vakit kısa
Ölüm yakın...
Tanrım ona acı.
Sebep-sonuç : gecem hüzün(dolu)
Bilmecelere ısınamadım hele de senle ilgiliyse
Sevemedim sualleri cevapların yetersiz kaldi
İçime sinmemişti duyduğum yanıtların yarim
Parçalandı ellerinde kum duvarlarım
Ne hakla yarimi benden aldın ?
Yine de bir günahkar göremedim seni
Susar dudaklarım susar çocuklarım
Bir vahada yolumu kaybettim
Susar bu kuru dudaklarım
Alışkanlıklarıma yoklama yaptım
Girme sınırıma cephanen yoksa vururum tek atışta gözünün yaşına bakmadan
Toz Ol !....
Bende başta bir çocuktum sende oyuncak oldun
Tarihin sayfa aralarına kırmızı gülümü çoktan koydum
Alacakaranlık geriye çekti güneşi
Bir içim tütün tadın
Kadın !.. özün toprağın buruk nefesi
Kim der ki ; Sago yaşamın minik bebeği ?
Bir yaz akşamında hayata attım göz bebeğimi, bebeğim öldü...



Vasiyet
fecre dal!..
fedai cembiyeleri ile cenkte kaldı, surlarımda kahpe uyuya daldı.
suretim şarap misali eskidikce değeri arttı.
serserim,serim giotin altı.
kalbimde senede kaç kez birisi idam aldı ha !?
şaibelerim şairimdi, şakacı mecburi sıfattı.
rıhtımlarımdan gemiler kalktı, yolcular ağırladım ağır ağır.
revanlarım..
güneştim bir ara yağmur, oldum.
kendi deryalarımda kendimi zorla boğdum.
...spekülatif düşlerin spazmı var.
stagflasyon önlemliydi, sözümü kesme girişiminde bulunan herkeseydi radikal argolar.
söyle ne zaman bitti aşka dair tangolar?
her işte bir racon var.
haydi egoma sponsor ol!..
ecemle ecele giderim. rabbenamı bir hiç uğru tersledim.
of haaşaaaa!...
bir dilekti vurgun oldu, votka redbull ciğere doldu.
sagopa nadir sarhoş oldu
cemre geç de olsa düştü.
kelimelerdi kerimelere ve kertelerime münzeviydim.
dünveyi senaryolarda "RAP" denen bahirdim.
münasebetsiz küfrü bastım, onurun canını yaktım.
altı senedir aklındayım, çekemedin yoo farkındayım.
RAPimtraksın, sen reel değilsin.
yazdıklarına sadık olamadın, söyle kaç eşlisin?
muaf bıraktım seni ve kitlelerini, sarfiyatlarım fiyatsız..
anonim oldu haykırışlarım
az önce doğdum
halatım yirmi yedi boğum
sele gitti ağustosum
vasiyet etmek istedim şarkılarımı kızıma, hep sonunda kendimi vurdum.
şarjöru doldurdum..
koştuğum bu yolda yarimi sonladım ve kocaman adama döndüm.
sanma çok telaşlıyım, durgunum biraz.
solgunum yüzüm, bitkinim ufaklık.
sen de gel peşimden amma çok çalış!..
duvarda yazmaz her kural,
yumruk yersin yılma kalk, dayan!..
bu abi yerle çok sevişti.
düşmek hiç ayıp değil, kalkmasını bil!..
ve acele et şu gözyaşını sil!..
sagopa idol oldu bak dedim babam, ben dayandım.
buraya kadar geldim 27 adım.
takma kendimden can sıkıntım, önceden beridir bir ölüm takıntım.
bunu da yüzüme vurmasınlar sade evde yüzüm asık, dışarda sempatik takıldım...
 
İstisnalar Kaideyi Bozmaz
VERSE 1
hava yasla
İstisnalar kaideyi bozmaz,bu civan bu civarda fazla
tozmaz
Elimi verdim ,kolumu kaptın,gözümü çektim,aklımı
aldın.
Yaşam mı ben mi bedbahtım?
Sallanırsa da yıkılmaz tahtım.
Canım yanar ödün kopar canım,tabularımı kendim yazdım.
İstisnalar kaideyi bozmaz,kuru yanında yaş telaş
yapmaz.
Eli uzun alemin,cebi de tenha,sivri dillerin alayı
kesilir anla.
İstisnalar kaideyi bozmaz,kuru yanında yaş telaş
yapmaz.
Eli uzun alemin,cebiyse tenha,sivri dillerin alayı
kesilir anla.
VERSE 2
Ya Allah
Paranın değeri arttı millet,insan değeri battı.
Kimlere kaldı artı ?
Sendeniz bir boş vakit arakladın,poponsa yan gelip de
yattı.
Yine mi komada martı?
İşlevsizlerin hepsi karttı.
Hanginiz bu piste havlu attı?
Vaktim geldi çattı,kiminde temmuzun yakıydı,kimisi
marttı.
Cebinde biriken az buçuksa şanstı.
İşler organize edildi ve amiral battı.
İstisnalar kaideyi bozmaz
Kuru yanında yaş telaş yapmaz
Eli uzun alemin cebi ise tenha
Sivri dillerin alayı kesilir anla...

Bir Pesimistin Gözyaşları
Aldanışlar orada kaldı, aldatıldın ahın vardı, aldatıldım
ahım aldı, yalvarıldım vahım oldu, aldanışta masum oldun,
yalvarışta yüzüm soldu. dikene battı yalanın ağzı,
yatsılarda mumlar öldü. düşümü böldü sevgi çölünün ölüme
çeken o kavuran nefesi, akşamında leşime baktım, peşime
takılan adını kazıdım, ümidi çaldım, ahı yanıma vardı,
vahımı şarkı yaptım, dinledikçe ağladım, gözyaşım!...
insan umudu taşıdı, kimisi kırdı umudu, lakin kiminin
sahip olduğu tek şey oydu, hepsi buydu. yoksulluk
korkusuyla ömrü servet peşinde harcayanda gördüm
fakirliğin özünü, çevirdim yüzümü, dostumundu teklif,
düşmanındı ısrar, acaba nereye kadar sürer bu tekrarlar.
yalanlara radar olsan neye yarar, zararın dönüşü kârın el
mi sallar? batan güneş yine doğar. batan gemi yatan mezar,
azar azar kazar mezar, kumar umar arar, yazar kader kime
çıkarsa bahtı tahtı kapar, tanrı bunu hep yapar. salla
gitsin arzular gemiler zaten batık, yolla gitsin mektuplar
adresin mi kayıp? zorla güldü âmâlar ağlamak mı ayıp?
korla yandı umutlar geçen dünü sayıp, yor ki aklını
hakkını sorgula düne bakıp?
Kaç tabut gömülecek yeraltına ve kaç kişi gidecek habersiz
uzaklara? kaç yalan yıkacak güvenleri? kaç satır yazılacak
kader kitabına ve kaç dua edeceksin tanrına, kaç damla
gözyaşı dökeceksin uğruna? kaç yarın bekleyeceksin?
sonralara kaç damla gözyaşı?
Tasanın etrafında gezgin olmuş insanlar kısacık molalarda
tanıdılar mutluluk denen kelimeyi ve tanrı bâş etti, çile
doğdu, hile koydu adını günahın. sille vurdu, illeler
inatçı yordu, sınava tabi tabiat ananın evlatları rabbi
tanımadı, kimisi küfretti yaradana, zülmetti kendine,
hükmetti paraya, çoğuna paralar sıktı kurşunu yaralar açtı
durumu battı. dünya malı uçan halı, kırılır dalı her
ağacın, yıkılır her bina affette, gofret, bedelindir o
dökülen tuzlu yaşlar, haşlar gözünü yıka yüzünü, hüzünü
her adem tanır, geçici bir dövmesin şeklini çizdi tanrı
topraklara; vakti gelince kazma kürekle silineceksin.
dayanacağın bir duvarın yoksa ör hadi, kuvvete dayanamayan
adalet aciz, adalete dayanamayan kuvvet zalimdir, hakkımı
isterim, payıma düşen herşeyi alırım felsefesi, haksızlık
oyunlarında hakkı yendi, rengi kaçtı yaşamın, derdi sardı,
yaranın acısı tacı attırdı krala dahi, bir ömür fani, bir
umut hani? tebessüm vahi, kabusum gani yazdıklarım;
yazacaklarımın güvencesi sago k.
Kaç tabut gömülecek yeraltına ve kaç kişi gidecek habersiz
uzaklara? kaç yalan yıkacak güvenleri? kaç satır yazılacak
kader kitabına ve kaç dua edeceksin tanrına, kaç damla
gözyaşı dökeceksin uğruna? kaç yarın bekleyeceksin?
sonralara kaç damla gözyaşı?

|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Kategoriler
Arkadaşlarım
|